Ali Nihat Eken's Online Home

Blogging since July 30, 2007 – Istanbul, Turkey

Cahil Periler’de Renklilik ve Çeşitlilik

Hamam (1996), Harem Suare (1999)… ve sonrasında Cahil Periler (2001)… Ferzan Özpetek’in 3. filmi Cahil Periler, kocası bir trafik kazasında ölen Antonia’nın, bu beklenmedik ölümün ardından kocasının 7 yıl boyunca bir sevgilisi olduğunu ve bu sevgilinin de Michele isimli bir erkek olduğunu öğrenmesiyle gelişen olayları anlatan bir film. Olay örgüsü son derece sıradan sayılabilir; üstelik seyirci, Antonia’dan önce gerçeğin farkına varmaktadır. Buna rağmen, Cahil Periler seyircisini kolayca kavrayan ve her dakika gitgide içine çeken bir film olmayı başarmaktadır.

Cahil Periler‘i sadece bir gay filmi olarak nitelendirmek hatalı ve eksik bir yaklaşım olur. Cahil Periler, daha çok, farklılıkların keşfedilmesi ve keşfin neden olduğu bir değişimin öyküsüdür. Sadece kişisel bir değişim öyküsü de değildir söz konusu olan; aynı zamanda Özpetek’in gözünden İtalyan toplumu ya da İtalyan sineması ile ilişkilendirilebileceğimiz bir dönüşümün de öyküsü olarak da algılanabilir.

Özpetek, filmin daha en başında bize Antonia ve Massimo’nun, Roma’nın zengin semtlerinden birinde güven içinde bir hayat sürdüklerini göstermektedir. Üst sınıfa ait bu ikilinin evlerinde bir durağanlık ve sükünet vardır. Göle bakan bir bahçe, bahçedeki hamaklar, tertemiz bir ev… her şey yerli yerinde görünmektedir. Evde çalışan hizmetçinin Filipinli bir göçmen olduğu da gözden kaçmaz.

Bu, görünürde güven ve huzur dolu mekana zıt başka bir mekan da Michele’nin yaşadığı evdir. Michele’nin yaşadığı ev, başlı başına çeşitliliğin simgesidir. Cinsel (Michele, Serra, Mara vb.) ve etnik (Serra vb.) yapı çeşitlidir; iç içe geçmiştir ve uyumludur. Antonia’nın evindeki sessizlk, Michele’nin evinde hareket ve sıcaklık vardır.

Michele’nin evindeki mutfak ve teras son derece önemlidir. Farklı cinsel ve etnik kimliklere sahip kişiler bu mutfakta birlikte çalışıp, birlikte yemek yaparlar (hatta burada kısa süre içinde Antonia’yı da yemek yaparken görürüz). Bu sırada mutfakta her zaman sohbet vardır. Yapılan yemekler daha sonra terastaki uzun masada hep birlikte tüketilir. Masaya yeni bireyler de katılır bazen. Girenler, çıkanlar, kalanlar… hiç biri uyumu bozmamaktadır. Çok renklilik hep korunur.

Michele’nin evi ve mutfağı, yukarıda kısaca örneklendiği üzere cinsel ve etnik kimliklerdeki çeşitliliklerin farkedildiği ve kabullenildiği yeni bir İtalya resmi yaratma çabası olarak algılanabilir; aynı zamanda marjinal olarak nitelendirilen cinsel kimlikleri yansıtmada diğer Avrupa ülkeleri kadar atak olmayan İtalyan sinemasının farklı bir ürünü olarak kabul edilebilir.

Özellikle yukarıdaki bağlamda düşünüldüğünde, Cahil Periler‘in, Almodovar’ın Franco dönemi İspanya’sına karşı çıkan bir ses olarak kabul edilen filmleriyle bir örtüşme sergilediğini söyleyebiliriz. Yine bu açıdan bakıldığında Antonia’nın tutukluğunu, sadece kocasının gizli, ikinci kimliğine bağlamak eksik bir yaklaşım olabilir. Antonia’nın heteroseksüel bakışı bir anlamda toplumdaki baskın değer yargılarını da temsil ediyor olamaz mı? Farklı cinsel kimlikleri kabullenme(me)si (ne ölçüde kabullendiği de tartışma konusu yapılabilir) bireyi olduğu toplumun ya da başka bir açıdan bakıldığında, İtalyan sinemasının, mesafesini yansıtıyor olamaz mı? Örneğin, Antonia’nın, Massimo’nun ikinci dünyasındaki gerçekleri annesiyle hiç bir zaman tam olarak paylaşmaması, Michele’yi kendi heteroseksüel bakışına çekmesi, hamile olduğunu Michele ve arkadaşlarından saklaması filmdeki çok renkli İtalya imgesinin ne kadar hayata geçirilebilir olduğu konusunda şüphe doğurabilir. Ancak, her şeye rağmen Antonia’nın Michele’nin evinde farklı bir dünyanın varlığını gördüğü bir gerçektir. Aynen, kocasının bu evde sadece Michele’yi değil koskocaman bir dünya bulduğu örneğinde olduğu gibi. Cinsel kimliklerdeki çeştililk konusu filmde sıklıkla kullanılan bir imge; “bardak” imgesi üzerinden de ele alınılabilir. Hatırlanacağı üzere, filmde, Michele kadehleri iplerle birbirine bağlar. Serra’nın erkek kardeşi Emir’in geldiği gün, yemek esnasında, Michele’nin elindeki kadeh düşer kırılır. İnançlarına göre, bardağın kırılması sevilen insanın bir daha geri gelmeyeceğini gösterir. Oysa filmin sonunda Antonia, Hollanda’ya yola çıkmışken, Michele elindeki bardağı yere attığında bardak kırılmaz. Bu da filmi daha çok Antonia’nın perspektifinden izleyen seyirci için olumlu bir işarettir; Antonia’nın geri dönüşü ve Michele ile beraber olması ihtimali kuvvetlenir. Ancak, böyle bir final, hikayeyi Massimo (ölmeden önce), Ernesto ya da Marla gibi karakterlerin perspektifinden izleyenler için farklı ve sınırlandırıcı bir anlam, marjinal konumların devamını destekleyen bir söylem hissi uyandırmaz mı?

© Ali Nihat Eken, İstanbul, 2007, alinihatekenblog@yahoo.com

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on July 31, 2007 by in Sinema.

Join me on Twitter

Instagram

School of Languages, Sabanci University 30 Ağustos Zafer Bayramı Hepimize Kutlu Olsun Güzel haber: Kampüse yeni bir ağaç daha geldi. Zeytin ağacı. Şima'nın bahçesinde. Geçen hafta da 3 palmiye gelmişti. Teşekkürler
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 67 other followers

%d bloggers like this: