Emre Şen: “İnsanın kendini olduğu gibi açtığı hali risk taşır, sonucu kestirilmez ama mutlaka sarsar”

Piyanistimiz Emre Şen’in, önümüzdeki günlerde, ülkemizin önde gelen müzik firmalarından birisi olan Lila Müzik etiketli yeni albümü müzikseverlerlerle buluşuyor. Albüm kapağının etkileyici grafik çalışmasındaki (Gözde Oral) sırayı takip edersek Bach, Brahms, Liszt, Chopin, Rachmaninoff ve Mendelssohn’un eserleri Emre Şen’in piyanosundan bizlere ulaşacak. Klasik müzik dünyamıza yeni bir heyecean katacak albümün bilgilerini Emre Şen ile röportajım yoluyla sizlerle paylaşmak isterim. İşte konuştuklarımız:  

İlk CD kaydınız Lila Müzik etiketiyle yayınlanmak üzere. Öncelikle bize projenin çıkışından bahsedebilir misiniz?

Aslında bundan önce aynı yıl üç kayıt daha yaptım. İlki Chopin’in eserlerinden oluşuyordu. İkincisinde de Bach’ın üç farklı eserini çalmıştım. Üçüncü kaydımda da Bach, Mendelssohn, Schubert ve Beethoven’ın eserleri vardı. Bu dördüncü kaydı geçtiğimiz yaz yaptım, diğerlerinden çok bunu çıkarmak ve paylaşmak istedim.

CD programını nasıl belirlediniz? İlk belirlediğiniz programı kayıtlar esnasında korudunuz mu? Değişiklikler oldu mu?

CD programını belirlerken konsermiş gibi düşündüm. Konser programında programın ilerleyişinde hem dönem sırasına kronolojik olarak, hem de eserlerin birbirini takip edişindeki tansiyona bakıyorum. Mesela ilk Bach mi minör bitiyor ve arkasından mi majör Mendelssohn başlıyor. Az da olsa devamlılık veya eserlerin birbirleriyle ortak noktalarını önde tutmak hoşuma gidiyor. Tabi ki bambaşka, farklı dönemlerden, ayrı stillerde yazılmış eserler var bu CD’de. Fakat yine de genel bir devamlılık yakalamak mümkün. Mesela Liszt Dante Sonatını sona alabilirdik. Fakat kıyamet koptuktan sonra duru, dingin Brahms intermezzo çok hoşuma gitti. Konserde çalınmış bis parçası gibi.

CD’nin kayıt aşamasıyla ilgili bilgiler alabilir miyim? Nerede ve ne kadar sürede kayıtlar tamamlandı? Kayıt ekibinde kimler vardı?

CD kaydı, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası Konser Salonu’nda oldu. Emin Germen tonmaister ve producer olarak çalıştı. Beraber, iki gün çok zevkli çalıştık. Kayıtlar bittikten sonra tabii dinleme, mastering ve editing aşaması bir kaç haftaya yayıldı. Salonda piyano ve akustik çok yardımcı oluyor. Stüdyo ortamı daha farklı.

Kayıt aşamasında bir piyanist neler hisseder, yaşar? Oradaki psikolojiyi anlatabilir misiniz?

Stüdyoda konserdekinden daha farklı, biraz daha soğuk bir atmosfer var. Öte yandan da konser stresi, telaşına gerek yok. Yani konserdeki kadar canlı ve samimi olması zor olsa da, konser kayıtlarında bir kez çaldığınız için içinize sinmeyen çok şey kalabiliyor. Çok anlık bir deneyim. Stüdyoda çalıp, dinleyip, tekrar çalabiliyorsunuz. Kiminle çalıştığınız da çok önemli. Emin Germen’in de profesyonel düzeyde müzik yapıyor olması, ses konusundaki deneyimi, iştahı ve zevki benim için çok ilham vericiydi. Evinde muhteşem bir ses sistemi var. Kaydı orada da dinledik beraber, eve kulağımda nefis bir sesle döndüm. Tadı damağımda kaldı derler ya tam öyle. Kullanılan mikrofon, konuldukları açı, sesin dengelenmesi ve bunun gibi çok ince noktalar var. Metalik, kuru bir kayıt aldığınız zaman, dinlediğiniz anda bütün hevesiniz kaçabilir. Benim moralim kolay bozuluyor. “Böyle mi çalıyorum? Gidip çalışayım ben en iyisi, boş verelim kaydı falan” diyorum içimden.. veya dışımdan!

Ülkemizde çıkan kayıtların sayısı çok snırlı. Müzik firmalarının ve sanatçıların bu konuda zorlukları aşmaları için alternatif olabilecek önerileriniz var mı? 

İnanın bilmiyorum. Ben daha çok içimden geldiği, paylaşmak beni heyecanlandırdığı için kayıt yapıyorum. Bu CD çıkardığım ilk CD ama bundan önce en az sekiz tane kaydım var piayasaya sürmediğim. Aşçının yaptığı yemeği satıp satmamasından önemli olanın kendi iştahı ve zevki olduğunu düşünüyorum. Ya da satış kısmı beni sıktığı için çok ilgilenmiyorum. Yemek çok lezzetliyse zaten insanlar kokusunu alıyor. Eh reklamı yapılmadı diye kokusu ulaşmıyorsa da eşe dosta ikram ediyorsunuz. Bazı arkadaşlarım bu konulardaki uzaklığımı, alakasızlığımı çok eleştirir. Tüm bunlar bir yana, zaten şu aşamada klasik müzik CD’sinden para kazanmayı beklememek lazım bence. İşin stili değişti. YouTube var, MP3 var, iTunes var. Ben de almıyorum ki CD ne zamandır.

Ülkemiz şartlarında kısa sürede yeni bir CD daha çıkarmak zor olabilir ama yine de sormak isterim: Bundan sonraki kayıtlarınız için hayalinizde olanları paylaşabilir misiniz?

Bundan sonra ilk fırsatta Chopin nocturne’leri yapacağım. 2013 yılına kalmayabilir. İki CDyi kaplıyor bu albüm. Bence ulaşılmaz, anlatılmaz, olağanüstü bir müzik. “Ölmeden önce yapmak istediğiniz şeyler nedir?” diye sorarlar ya… Ben, Chopin Nocturne’leri kaydetmeden ölmek istemem. Diğer tüm eserler bir yana, onlar bir yana.

Yepyeni bir CD; doğal olarak eleştiriler de olacak. Ülkemizde CD eleştirilerinin düzeyi konusunda ne düşünüyorsunuz? Eleştirmenler ve sanatçılar açısından bakabilir misiniz?

CD eleştirisi okumadım pek. Konser eleştirilerinden gördüğüm kadarıyla, pek yaygın olan bir şey değil ülkemizde. Konser ‘izlenimi’ oluyor daha çok okuduklarımız. Bilmediğim, daha profesyonel, kapsamlı eleştiriler varsa affola. Ama ben, en son konser sonrası eleştirimi, bundan 15 yıl kadar önce okumuştum, onda da çalışımla ilgili tek kelime yoktu. “Güçlü icrasıyla” “emrechopin” lakabıyla falan gibi daha manşete sıkıştırılmış, pek içeriğe dokunmayan yazılar var. Çalışımla ilgili yorumların tümü yabancı basından. Yurt dışında Türkiye’de çaldığımın yarısı kadar çalmamışımdır herhalde. Bu oran da bize bir şey gösteriyor olsa gerek.

Hem ilgi hem de uzmanlık alanlarınızdan birisi olarak gördüğüm “Geştalt Yaklaşımıyla Müzik” konusunu çok kısaca açıklamanızı rica edeceğim. Bu yaklaşım bir piyaniste neler kazandırıyor? 

Çok kısaca açıklarsam; Geştalt yaklaşımı bir insana tarafsızlık, açıklık, yaratıcılık ve spontanlık kazandırır. Bir sanatçının temel malzemesi ifadedir. Yazarak, çizerek, hareketle, çalarak deneyimi yeniden var ederiz. Eğitim boyunca okumalarımdan bir sanatçı için çok kilit bir cümleyi olduğu gibi, kendi dilinde paylaşmak isterim: “Express ‘not’ to impress”… yani ifadenin etkileme amaçlı olmaması. Olduğumuz gibi olmaya ve kendimizi açmaya cesaret ettiğimizde etkileşim olması kaçınılmaz. Aksi taktirde enerjimiz ve odağımız daha çok dinleyende, seyredende olduğu için ifademiz yapaylaşır. İnsanın kendini olduğu gibi açtığı hali risk taşır, sonucu kestirilmez ama mutlaka sarsar. İnsanın kendini diğerine göre açtığı haliyse daha öngörülebilir, mantıklı ve dikkatli olur, fakat coşku ve samimiyet azalır. Bu yaklaşım bir piyaniste özüne ulaşmayı, kendi gerçekliğiyle varolmayı deneyimlemeyi, bunu açmayı ve etkileşim sırasında bilinmeyene yaslanmayı, kısacası yaratıcı tarafsızlığı sağlar.

Çok teşekkürler, başarılar.

Ben de teşekkür ederim, sevgilerimle.

Not: Emre Şen’in CD’si 3 Kasım 2012′de raflarda yerini alıyor.

Ali Nihat Eken Blog’un Facebook sayfasına katılın.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s