thisisenglandposter.jpgOi! This is England, İngiliz sinemasının son yıllardaki en güzel ürünlerinden. Yönetmen Shane Meadows, filmini, Thatcher İngiltere’si, Falkland savaşı ve “skinhead” altkültürü zeminine oturtarak 11 yaşındaki Shaun’un büyüme öyküsünü anlatıyor. 1980lerde kendi yaşadıklarını da filme aktaran Meadows, bu kişisel dokunuşu ile filmi yarı otobiyografik yapıyor. Oi! This is England, daha yazıların aktığı ilk andan itibaren bir dönem filmi olacağını hissettiriyor. 1980ler İngitere’sinden görüntülerle bezeli; belgesel tadındaki girişte, Thatcher, savaş, bacağı kopan bir askerin inanılmaz görüntüsü, Thatcher’ın politikalarna karşı koyan madencilerin grevi, gençlik akımları, müzik, göçmenlere yönelen ırkçılık. her biri filmin anlatacaklarının habercisi oluyor.
“Gençlere sadece sosyalist bir devlet sunmanın doğru olduğunu sanıyorlar”… Margaret Thatcher’ın bu sözleri alarmlı radyosundan 11 yaşındaki Shaun’un odasına dolarken Sahun ile birlikte güne biz de adım atıyoruz. Babası Falkland svaşında ölen, annesi ile zor ekonomik şartlarda yaşamakta; okulda da kendinden büyük çocukların istismarına uğramaktadır. Filmin başlarında yönetmenin Shaun’u tek başına görüntülediği sahnelerin hepsi fotoğraf güzelliğinde ve onun yalnızlığını yansıtan yoğunlukta. Okulda, gGiyimi ile dalga geçen bir çocukla girdikleri kavga sonucu mutsuzluğu daha da artmışken bir anda yolu bir skinheads grubu ile kesişir. Shaun’un yaşı grup üyelerinden küçük olmasına rağmen bir anda bu grubun bir parçası olur.
Shaun’un bu altkültürün bir üyesi haline gelmesini anlamak aslında bu tür altkültürlerin dinamiklerini anlamaya da yardımcı olmaktadır. Bu kültürün ve grubun içine girmesi, Shaun’a aidiyet kazandıracak, kimlik kazandıracak, rol modeller bulmasında yardımcı olacak, özlemini duyduğu bir sosyal ortam sağlayacaktır. Grubun lideri konumunda olan Woody, Shaun için bir ağabey, baba ya da bir rol model olacaktır.

Filmdeki altkültürü tanırken müzik, stil, imgeler bize yardımcı olur. Hem grup üyelerini gözlemlerken, hem de Shaun’un giyimindeki farklılıkları takip ederken (örneğin Shaun’un saçının kesildiği sahneler) tüm bu ögelerin kimlik yaratmadaki önemini kavrarız. Grubun sahipsiz bir eve girip her yeri kırıp dökmesi, bunu yaparkenki psikolojileri ve üzerlerinde bulunan kıyafetler… hepsi de yapacağımız analizin birer parçası olmaya hak kazanırlar.

Oi! This is England, altkültürler arasındaki ayrışmalara da dikkat çeken bir film. Woody, önderlğindeki şekliyle grupta ırkçılığın izleri yoktur; tam tersi Jamaikalı Milky (isminde ironi var) grubun sevilen bir üyesidir. Ancak, Combo’nun hapisten çıkması ve kendisi gibi dazlak bir arkadaşıyla gruba yanaşması ayrışmaları görmemize yardımcı olur. Combo’nun söylemleri “Beyaz Oğlan-Siyah Oğlan” üzerine kuruludur. Combo, sadece beyazları içeren bir İngiltere düşlemektedir. Ülkedeki 3.5 milyon işsizin bulunmasının tek açıklaması vardır: göçmenler. Ancak, ironik olan, parçası olduğu skinheads akımının çıkış noktasında “siyah oğlan” ve “siyah oğlanın müziği” vardır. Film, o dönemin İngiltere’sinde yaşanan “paki bashing” yani Paksitanlı göçmenlere karşı uygulanan ırkçılığı çok çarpıcı bir şekilde vermektedir.

Combo’nun gelişiyle yaşanan ikiye bölünmede Shaun da bir seçim yapmak durumunda kalacaktır: Ya Woody ile kalacak, ya da “National Front” üyesi olan Combo ile devam edecektir (Yönetmen, kendisinin de küçükken üye olmasa da bu oluşua sıcak baktığını ama sonradan bu hareketin kabul edilemezliğini kavradığını söylüyor). “Babamın benimle gurur duymasını isterim” diyen Shaun’un tercihi Combo’dan yana olur. Filmind bundan sonraki sahnelerinde şiddetin dozu iyice artar. Shaun da içinde bulunduğu kültürler bir anda küçük Hitler görüntüsü çizmeye başlar. Yönetmenin kendisi de gençken national fronttan etkilenmiş. Üyesi olmamış ama yakın olmuş. Ama bunun bir bulshit olduğunun farkına vardım neyseki shaun gibi.

Bu noktada vurgulanması gereken yönetmenin karakterleri nasıl kullandığı üzerine olmalıdır. Shane meadows, bütün şiddete rağmen, karakterlerini, örneğin Combo’yu, tek boyutlu olarak sunmaz izleyiciye. Combo’nun ırkçı söylemleri, uyguladığı şiddetin yansımaları yanında kamera bize onun açısını da gösterir. Bu şekilde davranarak, Meadows, hareketlerin ardında yatan nedenleri de sergilemiş oluyor. Sonuçları verirken sebepleri de unutmuyor.

Filmde, Shaun rolünü üstlenen Thomas Turqoose profesyonel bir oyuncu olmamasına rağmen son derece inandırıcı. Sert bir zeminde kimliğini bulmaya çalışan bir çocuğu canlandırmadaki zorluğun altından başarıyla kalkıyor. Combo’yu canlandıran Stephen Graham da üstün bir oyun sergiliyor. Hapishaneye girmeden önce Woody’nin kız arkadaşı ile birlikte olan Combo, yine onunla olmak istiyor. Reddedilişin ardından duygularını kameraya yansıması onun çok değerli bir oyuncu olduğunun en önemli kanıtı.

Oi! This is England, İngiltere’yi merkeze alıyor ama aslında insanın doğasını da anlatıyor. Bu nedenle evrensel; bu nedenle herkesin görmesi gerekn bir çalışma.

© Ali Nihat Eken, İstanbul, 2007, alinihatekenblog@yahoo.com

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s