Camille Saint-Saëns ve Hayvanlar Karnavalı “Le carnaval des animaux”

Klasik müzik tarihinin harika çocuklarından biri de Camille Saint-Saëns’dır (9 Ekim 1835, Paris – 16 Aralık 1921, Cezayir); kendisine Fransa’nın Mozart’ı yakıştırması yapılmıştır.

Dönemin İçişleri Bakanlığında alt düzeyde bir görevli olan babası, evlendikten bir yıl sonra tüberkülozdan ölünce dul kalan anne Clémence ile bir virtüöz olan büyük teyze Charlotte Masson Saint-Saëns’nı birlikte yetiştirdiler. Daha 2.5 yaşındayken teyzesinden piyano çalmayı öğrenen Saint-Saëns, hızla kendini geliştirdi. Seyirci önündeki ilk özel konserini 5 yaşındayken Paris’te verdi, 6 yaşında besteler yapmaya başladı ve bir yıl sonra Stamaty’nin özel öğrencisi oldu; onunla piyano çalıştı ve aynı dönem içinde Pierre Maleden’den de armoni dersleri aldı. “Harika Çocuk” Saint-Saëns’nın yetenekleri müzikle sınırlı değildi; okuma yazmayı öğrendiğinde 2, rahatlıkla Latince okumaya başladığında 7 yaşındaydı. Latince bilmesi botanik ile ilgilenmesinin önünü açtı ve daha 7 yaşındayken “kelebekler” konusunda uzman oldu.

Saint-Saëns, orkestra eşliğindeki ilk büyük konserini 6 Mayıs 1846 tarihinde verdi; Salle Pleyel’deki performansı Saint-Saëns’nın birinci sınıf bir virtüöz olacağının habercisiydi; icrasındaki zerafet ve kusursuzluk hayranlık uyandırdı. “Gazette Musicale”, Saint-Saëns için “Yeni Mozart” tanımlamasını yaptı. Ayrıca, Saint-Saëns’nın konserlerinde bis parçası olarak Beethoven’ın 32 piyano sonatından herhangi birini ezbere çalabilmesi onun eriştiği düzeyi de göstermekteydi.

Saint-Saëns, 1848 yılında Paris Konservatuarında F. Benoist’in org sınıfına katıldı ve 1851 yılında birincilik aldı. Halevy ile de kompozisyon çalışmaları yaptı. 1852 yılında, “Prix de Rome” için yarıştıysa da ödül kendisinden 9 yaş büyük bir müzisyene verildi. Ancak, aynı yıl içinde, “Ode à Sainte Cécile” isimli yapıtı “Société Sainte-Cécile de Paris” tarafından verilen ödülü kazandı; eserin prömiyeri 26 Aralık 1852’de yapıldı. Saint-Saëns, Paris’teki Saint-Merry kilisesinin orgcusu olarak atandığında takvimler 1853 yılını gösteriyordu. 1857’nin sonuna kadar bu kilisede çalıştıktan sonra henüz 22 yaşındayken ünlü La Madeleine kilisesinin orgcusu oldu. Bu, bir orgcu için Fransa’daki en prestijli pozisyondu. Liszt, Saint-Saëns’nı dünyanın en iyi orgcusu olarak nitelendirmekteydi; ona her zaman destek oldu.

Saint-Saëns, Madeleine’de emprovizasyon yeteneğini geliştirdi. Paris’i ziyaret eden ünlüler, bu kiliseye muhakkak uğrar ve Saint-Saëns’nı dinlerlerdi. Bu kişilerin arasında Clara Schumann (1819-1896), Anton Rubinstein (1829-1894) ve Sarasate (1844-1908) de bulunuyordu. Saint-Saëns, kompozisyon ve orkestra şefliğine daha çok zaman ayırabilmek için La Madeleine’den 1876 yılında ayrıldı; ancak, piyanist ve orgcu olarak konserler vermeye devam etti.
Saint-Saëns, 1. Senfonisini 1853 yılında yazdı; yapı olarak Mozart, yarattığı atmosfer açısından da Mendelssohn-vari bir eserdi bu. Eserin icrasını Gounod (1818-1893) da izlemiş ve Saint-Saëns’na çok güzel bir teşvik mesajı göndermişti. Gounod’ya göre, bu yapıt, çok önemli bir bestecinin klasik müzik dünyasına giriş yaptığının habercisiydi.

Saint-Saëns, 1861 yılında École Niedermeyer’de piyano dersleri verdi; öğrencileri arasında Gabriel Urbain Fauré, Gigout ve André Messager bulunuyordu. 33 yaşındayken “Légion d’honneur” alan Saint-Saëns, 1860’ların sonuna gelindiğinde, yaşayan en önemli besteciler arasına girmişti. Hans von Bülow’un bir anısı Saint-Saëns’ın önemli bir özelliğini daha anlamamıza yardımcı olmaktadır: “Wagner ve ben bir defasında Saint-Saëns ile aynı odada sohbet ediyorduk. Almanca konuşmaları tam olarak takip edemeyen Saint-Saëns sıkıldı; yerinden kalktı ve daha önce hiç görmediği “Siegfried”in manüskriptini aldı, piyanonun üzerine koydu ve daha önce görmediği notalardan çalmaya başladı. Wagner ve ben konuşmayı kestik, çok şaşırmıştık: Böylesi bir yeteneğe rastlamamıştım hiç. Wagner’i de nefessiz bırakmıştı. Ne ben ne de yaşayan başka bir kişi bunu Saint-Saëns kadar iyi yapabilirdi. O, zamanımızın en büyük müzik dahisidir”.

Saint-Saëns’nın Fransız müziğine yaptığı bir diğer önemli katkı da 1871 yılında, Romain Bussine ile “Société Nationale de Musique”ü kurması oldu; amaç, Fransız bestecilerine ait eserleri öne çıkarmak ve icralarını yaygınlaştırmaktı. 1886 yılında Vincent d’Indy yabancı bestecileri de programa almak isteyince “Société Nationale de Musique”den ayrıldı.

Müzikal açıdan yakaladığı başarıların aksine Saint-Saëns’ın özel yaşamı hiç de parlak değildi. 1875 yılında 40 yaşındayken, annesi kabul etmese de, bir öğrencisinin kız kardeşi olan, 19 yaşındaki Marie Truffot ile evlendi. Ancak, evlilik töreninden sonra balayına çıkmadılar; Saint-Saëns’nın, Rue du Faubourg Saint-Honoré’de annesiyle paylaştığı eve döndüler. Ayrıca, çalışmaları sıklıkla evden uzakta olmasını gerektirdiği için Saint-Saëns, aile hayatına fazla zaman ayıramadı. Evliliklerinin ilk üç yılında yazdığı eserler arasında en önemli operası olarak kabul edilen “Samson et Dalila”, “4. Piyano Konçertosu”, “Le déluge” oratoryosu ve bir senfonik şiir bulunuyordu. Bu arada Rusya’yı da gezdi; orada Tchaikovsky ile çok yakın arkadaş oldu. Tchaikovsky ile bir gece Moskova Konservatuvarının Büyük Salonuna gizlice girip (içkinin de etkisiyle), konservatuvarın direktörü Nikolay Rubinstein’ın yönetimindeymişçesine tütüler içinde dans ettikleri bilinmektedir.

Saint-Saëns, 1878 baharında “Requiem Mass”i İsviçre’de yazıp Fransa’ya döndüğünde iki büyük trajik olay onu bekliyordu. İki çocuğundan büyük olanı; André, 2.5 yaşındayken bir binanın dördüncü katından; pencereden düşerek öldü. Bundan altı hafta sonra da diğer oğlu Jean-François, yakalandığı zatürreye boyun eğdi. Saint-Saëns, oğullarının acısını yakın dostu Gabriel Fauré’nin (1845-1924) çocuklarını severek dindirmeye çalışmıştır. Bu trajik olaylardan üç yıl sonra, eşiyle birlikte tatildeyken, Saint-Saëns haber vermeden aniden ortadan kayboldu ve Madame Saint-Saëns eşini bir daha hiç görmedi.
Saint-Saëns, 1888 yılının Aralık ayında, hayatı boyunca hep yakın olduğu annesini kaybettikten sonra intiharı bile düşündü. Aile evlerinde yaşamaya tahammül edemeyerek hayatının sonuna kadar bir çeşit “göçebe” hayatı sürmeyi seçti; İskandinavya, Saygon, Kaliforniya, Buenos Aires, Kanarya Adaları, Kuzey Afrika seyahatleri birbirini takip etti. Aslında, Saint-Saëns’nın hayatı boyunca yaptığı gezilerdeki yerel renklerin bestelerine yansıması kaçınılmazdı: Kuzey Afrika’daki seyahatleri ve “Suite Algerienne”, Mısır seyahati ve “5. Piyano Konçertosu”, ayrıca Rus ve Arap kaprisleri, Pers şarkıları…
Saint-Saëns, 1891 yılında Dieppe’de (büyük babasının mezarı bulunan yer) bir müze oluşturdu; sahip olduğu tablo ve diğer sanat eserlerini bu müzeye bağışladı. 1907 yılında Dieppe’deki opera evinin bahçesine Saint-Saëns’nın anıtı da dikildi.

Annesinin ölümünden sonra Saint-Saëns’nın yazdığı eserlerin sayısında azalma olduğu gözlemlenmektedir. Hayatı boyunca Fransız müziğinin gelişmesi ve yayılması için çalışmalar yapmış olsa da hayatının son yıllarında Debussy ve Ravel gibi bestecilerin müziklerindeki progresif özellikleri benimsemedi; bu tür yaklaşımları eleştirdi ve bunun sonucunda da “düşman kazandı”. Yaşamın son dönemlerinde Saint-Saëns’nın müziği çağın gerisinde bulundu.
Saint-Saëns, bir virtüöz piyanist olarak Mozart’ın müziğinde mükemmelliği yakaladı; çalışındaki zerafet ve saflık övgülerle karşılandı. Liszt’in senfonik şiirlerini içeren konserler düzenledi. Bach, Handel, Gluck ve Rameau gibi bestecilerin müziklerine ilginin artması için büyük çarba sarfetti. Bach ve Mozart, Saint-Saëns’nın müzikal anlamda “tanrılarıydı”. Çünkü, besteciye göre, onlar müzikte formu asla göz ardı etmemişlerdi. Saint-Saëns, müziğiyle ilgili övgü ya da yergiler aldığında, sadece yaratı süreci nasıl gelişiyorsa o şekilde yazdığını, herhangi bir zorlama yapmadığını vurgulamak için “Bir elma ağacı nasıl elma veriyorsa ben de öyle müzik yapıyorum” demiştir. Jeremy Nicholas’a göre Saint-Saëns, belki devrim yaratacak kadar yenilikçi olmayabilirdi ama kontrpuan yazısı, sonorite ve orkestrasyondaki yeteneği ve teknik açıdan mükemmelliği yakalamasıyla öne çıkmaktadır. Liszt’ten etkilenerek, Fransız müziğine senfonik şiiri getirmiştir.

Saint-Saëns; besteci, piyanist, orgcu, şef, pedagog gibi vasıflarının yanında başka alanlardaki yetenekleri ve entelektüel meraklarıyla da dikkat çeken bir kişiydi. Örneğin, karikatüristti, dilbilimde uzmandı, edebiyat ve sanat alanında başvurulan bir isimdi, yazar ve şairdi. Arkeolojiden astronomiye kadar pek çok konuda bilgi sahibiydi. Botanik ve eski müzik konularında makaleler yayınlamıştı.

Saint-Saëns, ölümünden 3 ay önceye kadar resitaller vermeye devam etti; Cezayir ve Yunanistan turnesini henüz bitirmişti. 85 yaşında, Ağustos 1921’de emekli olduğunu açıkladığında, tam 75 yıl boyunca halkın önünde olmuş bir sanatçı durumundaydı. 1921 yılında kışı geçirmek için gittiği Cezayir’de öldü. Saint-Saëns’nın mezarı Paris’tedir. Aynı yerde Chabrier, Auric ve Cesar Franck da yatmaktadır.

Saint-Saëns’nın Önemli Eserleri
Introduction et rondo capriccioso, Op. 28 (1863): Saint-Saëns’nın en çok kaydedilen minyatürlerindendir (keman ve orkestra için). Her kemancının repertuvarında yer bulan bu eser Sarasate’ye ithaf edilmiştir.

İkinci Piyano Konçertosu (1868): 5 piyano konçertosu içinde en çok bilinenidir; finali çok etkileyicidir. Anton Rubinstein’ın (1829-1894) isteği üzerine sadece 17 gün içinde yazılmıştır. 1868’de Pleyel’de, Rubinstein’ın şef, Saint-Saëns’nın da solist olarak yer aldığı konserde prömiyeri yapılmıştır. Aynı konserde Sarasate de bestecinin 1. Keman Konçertosunu çalmış ve bu performansıyla beğeni kazanmıştır. Saint-Saëns’nın 2. ve 4. Piyano Konçertolarını İdil Biret, James Loughran yönetimindeki Philharmonia Orchestra eşliğinde Naxos firması için kaydetmiştir. Bu kaydın CD’si ülkemizde mevcuttur.

Ölüm Dansı/İskeletlerin Dansı (Danse macabre, Op. 40) (1874): “Dans macabre”, Henri Cazalis (18940-1909) tarafından yazılan bir şiirden ortaya çıkmıştır. Cazalis, eski bir Fransız inancından hareket ederek “Ölüm”ün Cadılar Bayramında gece yarısı ortaya çıkmasını ve mezarlardaki diğer ölüleri kaldırıp çaldığı keman eşliğinde onları dansa davet etmesini anlatıyordu. Saint-Saëns, bu şiirden ilham alarak senfonik bir şiir yarattı (Franz Liszt’in etkisi) ve böylece bir hikaye anlatmak için sözleri değil müziği kullanmayı seçmiş oldu.

Samson et Dalila (1877): Saint-Saëns’nın 13 operası arasında yer almaktadır. İsrail’in kahramanı Samson’un Filistinli güzel Dalila tarafından baştan çıkarılması ve Dalila’nın Samson’un gücünün kaynağını öğrenmesi sonrasında gelişen olayların anlatıldığı bu eser, konusundan dolayı Fransa’da yasaklanmıştır. Weimar’da 2 Aralık 1877 yılında Liszt’in desteğiyle sahnelenen eserin Paris’te sahnelenmesi ancak 15 yıl sonra mümkün olabilmiştir. Dalila’nın Perde 3’teki baştan çıkarıcı “”Mon coeur s’ouvre à ta voix” aryası çok bilinen bir aryadır.

Üçüncü Keman Konçertosu (1880): Virtüöz bir piyanist ve orgcu olan Saint-Saëns, kemana da büyük ilgi duymuştur. İspanyol virtüöz Pablo de Sarasate için yazılan bu eserin açılışında bestecinin yarattığı en çarpıcı melodilerden birini duymak mümkündür.

3. Senfoni (1886): Bu senfoni, “Org Senfonisi” olarak da bilinmektedir. İlk kez Londra’da çalınan bu eserde Saint-Saëns, Liszt’in senfonik şiir türünden yararlanmıştır. Yeni Fransız senfoni geleneğinin öncü eserlerinden birisi haline gelen 3. Senfoni, Liszt’e ithaf edilmiş olup 4 farklı ama birbiriyle bağlantılı iki bölüm şeklinde yorumlanır. Org, yavaş bölümde ortaya çıkar ve, özellikle finaldeki fortissimo girişte duyulduğu şekliyle çok bilinir. Heyecan uyandıran bu eser, 1995 yılında “Babe” isimli filmde de kullanılmıştır.

Le carnaval des animaux (1886)

“Hayvanlar Karnavalı”, Saint-Saëns’nın en çok bilinen eseridir. İlginç olan ise bestecinin, ilk iki seslendirilişinin ardından, hayattayken bu eserin yayınlanmasını ve çalınmasını yasaklamasıdır. Bunun nedeni de eserin, Saint-Saëns’nın “ciddi besteci imajına” zarar vereceği düşüncesi olmuştur. Ünlü balerin Anna Pavlova’nın (1881-1931) ısrarları sonucu sadece çello solonun bulunduğu “Kuğu” isimli bölüm yayınlanabilmiş; Mikhail Mikhaylovich Fokine’in koreografisiyle “Kuğunun Ölümü” (The Dying Swan) isimli tek perdelik bale yapıtında Pavlova’nın dansıyla çok meşhur olmuştur. “Hayvanlar Karnavalı”nın tamamı, ilk kez halk önünde, bestecinin ölümünden sonra 25 Şubat 1922 tarihinde çalınmıştır.

Alt başlığı “Büyük Zoolojik Fantezi” (Grande fantaisie zoologique) olan ve bestecinin küçük bir Avusturya köyünde dinlenirken bestelediği “Hayvanlar Karnavalı”, iki piyano ve küçük orkestra için yazılmış olup 14 bölümden oluşmaktadır. Amerikalı şair Ogden Nash’in eser için yazdığı sözler, genellikle orkestra eşliğinde okunmaktadır. Saint-Saëns, müzikal parodi olarak nitelendirilebilecek “Hayvanlar Karnavalı”nda Rossini, Berlioz, Mendelssohn ve Offenbach gibi bestecilerin eserlerine ve kendi eseri olan “İskeletlerin Dansı”na (Danse macabre) atıfta bulunmuştur. Çocuklara yönelik düzenlenen konserlerin vazgeçilmez eserlerinden olan “Hayvanlar Karnavalı”, aşağıdaki kısa bölümlerden oluşmaktadır:

Giriş ve Aslanın Geçişi (Introduction et marche royale du lion
/ Introduction and royal march of the lion): Girişin ardından piyano ve yaylılar, ormanların kralı aslanın geçişini yansıtan görkemli ve majestik bir atmosfer yaratırlar; son derece etkileyicidir. Kükremeleri bile duymak mümkündür.
Tavuklar ve Horozlar (Poules et Coqs
/ Hens and cockerels):
 Yaylılar ve piyano, hayvanların yem yemelerini ve bu arada birbirleriyle çekişmelerini yansıtır.
Yabani Eşekler (Hémiones / Wild Asses): Piyano pasajlarında virtüözite vardır; eşekler adeta piyanonun tuşlarında bir yandan diğer yana zıplayıp dururlar; çok hareketlidirler.
Kaplumbağalar (Tortues / Tortoises): 
Yabani eşeklerle zıtlık teşkil eden bir yavaşlık söz konusur. İşin komik yanı, kaplumbağalar, Offenbach’ın “Orfeus Cehennemde” isimli eserindeki “can-can” dansını yaparlar. Yaylılar notaları uzattıkça uzatırlar ki bu da hayvanların yavaşlığını ifade eder.
Fil (L’Eléphant
/ The elephant): 
Yaylılar ailesinin en büyük üyesi kontrbas sayesinde hikayeye filin girişini kolayca anlarız. Vals eşliğinde fili düşünmek keyif vericidir. Piyano tuşlarından gelen seslerden, bu büyük hayvanın yeri nasıl sarstığını bile anlayabiliriz. Saint-Sëans, bu bölümde Mendelssohhn’un “Bir Yaz Gecesi Rüyası” isimli sahne müziğinden ve Berlioz’un “Faust’un Lanetlenmesi, Waltz of the Sylphs”tan referanslar kullanır.
Kangurular (Kangarous
/ Kangaroos): 
Kangurular iki piyanonun tuşları üzerinde zıplayıp sıçrarlar.
Akvaryum (Aquarium
/ Aquarium): Yaylılar, iki piyano, flüt ve glasharmonika ile suyun altındaki dünyada buluruz kendimizi. Balıkların yüzüşü gerçeğe dönüşür neredeyse.
Uzun kulaklı kişiler (Personnages aux longues oreilles
/ Persons with long ears): Yaylılar, yay çekişleri yoluyla eşeklerin anırmasını bize anlatırlar.
Ormanın derinliğindeki guguk kuşu (Le coucou au fond des bois
 / The cuckoo in the depths of the wood): İki piyano ve klarinet kullanılır. Klarinetten gelen hiç değişmeyen iki nota, guguk kuşunu ifade eder. Ormanın sessizliğinde karanlık ve huzur hakimdir.
Kuşhane (Volières
/ Aviary): 
Flüt, tez canlıdır, kıpır kıpırdır; kuşların sesidir. Yaylılar ve piyano geri plandaki diğer kuşları yansıtır. Gözümüzü kapatıp kuşları hayal ettiğimizde onların kanatlarında özgürlüğe uçtuğumuzu düşünmek hiç de zor olmaz.
Piyanistler (Pianistes
/ Pianists):
 Bu bölümde piyano egzersizi yapan iki “çaylak” piyanisti dinleriz.
Fossiller (Fossiles
/ Fossils): Saint-Saëns, burada önce kendi eseri “İskeletlerin Dansı”na göndermeler yapar. Fosiller, ksilofonun sesiyle hayata dönerler. Piyano ve yaylıların da eşlik ettiği bu bölümde Saint-Saëns, biri, günümüzde İngilizce olarak “Twinkle Twinkle Little Star” olarak da bilinen iki Fransız çocuk şarksından yararlanır. Rossini’nin Sevil Berberi’nden “Una voce poco fa” aryası da bu bölümü süsler.
Kuğu (Le Cygne / The Swan): 
”Kuğu”, yukarıda da ifade edildiği üzere “Hayvanlar Karnavalı”nın en meşhur bölümü olup Saint-Saëns’nın hayattayken çalınmasına izin verdiği tek bölümdür. Çello solosu, bölümün adına yakışan biçimde son derece zariftir. Çello ile kuğunun suyun üstünde kayıp gitmesi ve piyanolar yardımıyla da sudaki dalgalanmalar ifade edilir.
Final
(Finale): Muhteşem ve keyifli bir final için daha önceki bölümlerde yer alan hayvanların bazılarını tekrar duyarız ve eser, böylece sona erer.

“Hayvanlar Karnavalı”nı Çocuklarla Dinlerken…

Saint-Saëns’nın eserini çocuklarla dinlerken yaş ve ilgi durumuna göre küçük eğlenceli faaliyetler yapmak mümkün. Örneğin, eserin içindeki bölümlerde yer alan hayvanların resimlerini bulup kartonlara yapıştırabilir ve bu hayvanlardan küçük gruplamalar yapabiliriz; ölçüleri ve hızları zıtlık yaratan kaplumbağalar ve kanguruları bir grup olarak aldığımızı düşünelim. Önce bu hayvanların özellikleriyle ilgili olarak çocuklarımızla sohbet edebiliriz. Ardından Saint-Saëns’nın eserindeki ilgili bölümleri dinleterek müziklerle hayvan resimlerini eşleştirme oyunu oynayabilir; çocuklarımızın yaptığı seçimlerin nedenlerini onlarla tartışabiliriz. Bir sonraki aşamada, resimlerin sayısını artırabiliriz. Örneğin, 3 ya da 4 hayvan resmi kullanarak çocuklarımızla birlikte resimler ve müzikleri eşleştirme oyunu oynayabilir ve onlarla, seçimleriyle ilgili olarak konuşabiliriz. Bu tür eğlenceli oyunlar, çocuğa, klasik müzik yoluyla varlıkların nasıl anlatılabileceğini, hangi enstrümanların nasıl kullanıldıklarını gösterebilir ve hiç söz kullanmadan da müzik yoluyla hikaye anlatılabileceği farkındalığını kazandırabilir. Belki de her şeyden önemlisi çocuklarımızda klasik müzik dinleme alışkanlığını yaratmada küçücük de olsa bir yarar sağlayabilir. “Hayvanlar Karnavalı” ya da bir başka klasik müzik eseri ile ne yaparsak yapalım çocuklarımızı zorlamamalı, tepkilerini dikkatlice ölçmeli ve bu doğrultuda oyunda ayarlamalar yapmaya hazır olmalı ve tüm bunları, bir oyun ve eğlence ruhu içinde yapmalıyız.

 “Hayvanlar Karnavalı”nı Hangi Kayıttan Dinleyelim?

Saint-Saëns’nın bu eseri pek çok kez kaydedilmiş olduğu için müzikseverler için seçenek çok. Ancak, sizlere önermek istediğimiz kayıt, Güher ve Süher Pekinel’in Marek Janowski yönetiminde Radio France Philharmonic Orchestra ile 1990 yılında yaptıkları kayıt. Warner Apex firmasının etiketini taşıyan bu CD, Britanya’nın önde gelen klasik müzik dergisi BBC Music tarafından da “en iyi kayıt” olarak nitelendirilmiştir. CD’nin katalog numarası: 25646 21252. Çocuğunuzla birlikte keyifli dinlemeler dileriz.