Doğunun Başkentinden Batılı Sesler

evrenk2

Dr. Evren Kutlay… Başarılı bir akademisyen, müzikolog ve piyanist.  Çok yönlü, çok çalışkan ve üretken. Birincilikleri, ödülleri, makaleleri var. Türkiye’de müzik tarihi ve piyano edebiyatı üzerine önemli araştırmalar yapıyor. Osmanlı’da Batı müziğini inceliyor. “Osmanlının Avrupalı Müzisyenleri” isimli bir kitabı, “Dersaadette Avrupa Müziği” isimli bir albümü bulunuyor. Dr. Evren Kutlay ile yaptığım bu röportaj, Neo Filarmoni klasik müzik dergisinin Eylül-Ekim 2011 sayısında yayınlanmıştı. (Fotoğraflar: Aref Mostafa Zadeh) 

Doğunun başkentinden batılı sesleri duymaya ilk ne zaman başladınız? Bu ilgi alanı nasıl ortaya çıktı?

Osmanlı tarihine merakım çocukluk yıllarıma kadar dayanır. Babam çok okuyan, araştıran hatta gençliğinde çeşitli yayın organlarında profesyonel anlamda yazmış biriydi. Osmanlıca dâhil olmak üzere birçok yabancı dil bilir ve bu dillerdeki yayınları takip ederdi. Edebiyat, felsefe, sanat, hukuk, tıp konularında olduğu gibi Osmanlı tarihi konusunda da geniş bir kütüphanesi vardı. Ufak bir çocukken merak ettiğimiz konuları bu kütüphanedeki kitapları, tabiri caizse, yerlere sererek ilgiyle ve merakla okur, sonrasında babamla tartışırdık. Neticesinde, okumanın, araştırmanın ve öğrenilen konunun tartışılmasının önemsendiği, desteklendiği ve ödüllendirildiği bir ortamda büyüdüm. Bu ortam tabii benim eğitim hayatımın olduğu kadar kişisel meraklarımın da şekillenmesinde büyük rol oynadı. Dolayısıyla Osmanlı tarihine ilgim ve bu anlamda okumalarım akademik çalışmalarımdan çok daha önce başladı.

Amerika’ya yüksek lisans yapmak üzere gittiğimde de bana sorulan sorular hep Türkiye ve tarihimizle ilgiliydi. Nitekim müzik çalışmalarımda da bir ödev hazırlanacaksa bana muhakkak Türk müzik tarihi, Türk bestecileri ile ilgili bir ödev verilir ve önce kendi ülkemde yapılmış ve yapılan çalışmaları bilmem gereği telkin edilirdi. Bu araştırmalarım için Türk Beşleri’ni ve Cumhuriyet yıllarındaki çalışmalarını incelediğimde, genç Türkiye’nin müzisyenlerinin aslında ilk derslerini Osmanlı döneminde aldığı gerçeğinden yola çıkarak, bu araştırmalarda rastladığım fakat haklarında ayrıntılı bilgi verilmemiş Osmanlı müzisyenlerini araştırmaya başlayarak ilk ciddi adımı attım.

Osmanlı döneminde yapılan Batı müziği çalışmalarının araştırması ihmal edilmiş bir alan. Tersi ise, yani Türklerin batı müziğine etkileri, en bilinenleriyle Mozart’ın Türk Marşıyla, Saraydan Kız Kaçırma operasıyla, Beethoven’ın Atina harabelerindeki Türk marşıyla ve daha nice eserle tüm dünyada daha fazla haberdar olunan bir alan. Türkiye’de de müzikolojik araştırmaların büyük çoğunluğunda Cumhuriyet dönemi ve sonrası ele alınmış. Tarih boyutundan bakacak olursak da bir toplumun tarihi sadece sosyolojik, ekonomik ya da politik yanlarıyla değil bütünüyle incelendiğinde daha net anlaşılabilir düşüncesi ve müziğin toplumsal değişimlerin aynası olduğu görüşüm, beni batı müziği ve Osmanlı tarihi alanlarının kesiştiği noktada buluşturdu.

Araştırmalarınızı nasıl yürüttünüz? Kaynaklara nerede, nasıl ulaştınız? Arşivlere ulaşmak zor oldu mu? Bu süreç hakkında bilgi verebilir misiniz?

Araştırmalarıma önce mevcut yayınları tarayarak başladım. Bu yayınlarda birçok tutarsızlık tespit ettim. Bu da beni sorgulamaya itti. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, Avrupa ve Türk kütüphaneleri, ulusal ve uluslararası veritabanları ve dönemin gazeteleri taradığım kaynaklar arasında. Hatta ekonomi araştırmalarında sıklıkla başvurulan bir kaynak olmasına rağmen müzikolojik araştırmalarda daha önce hiç kullanılmadığını tespit ettiğim Şark Ticaret Yıllıkları’nda dönemin müzisyenleri ve temsil mekânları hakkında detaylı bilgilere ulaştım. Avrupa’da Osmanlı müzik öğrencilerinin gönderildiklerini tespit ettiğim müzik akademileri ve konservatuvarlarla irtibat kurdum, onlardan çeşitli arşiv bilgileri edindim. Osmanlı dönemine ait birçok belgenin ve notanın savaş yıllarında kaybolduğu, bir kısmının Avrupa kütüphanelerine naklolduğu, bir kısmınınsa müzayedelerde koleksiyonerlerce edinildiği göz önüne alınırsa, bu alanda araştırma yapmanın ne kadar meşakkatli olduğu, samanlıkta iğne aramaya benzediği tahmin edilebilir. Ben de bir dedektif misali iz sürdüm. Tabii araştırma yaparken bulduğunuz bir bilgi sizi başka bir noktaya da sürüklüyor, bir kapı başka bir kapıyı açabiliyor. Şahsi çabalarımla bazı koleksiyonerlere ulaştım ve onlardan kısmen arşiv desteği aldım. Bir yandan ulaşabildiğim eserleri konserlerimde seslendirirken bir yandan da bulgularımı ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayınlamaya başladım. Aynı zamanda da tüm birikimimi ve bulgularımı hem akademik çevreyle hem de tarihe meraklı genel okuyucuyla paylaşabilmek düşüncesiyle, daha önce bu alanda yapılan çalışmalarda haklarında hemen hemen hiç bilgi bulunmayan, ancak Türk topraklarında batı müziğinin gelişimi için çok değerli çalışmalarda bulunmuş, Cumhuriyet döneminin Türk müzisyenlerini yetiştirmiş Osmanlı dönemi müzisyenlerinden seçtiğim isimleri ve onların çalışmalarını “Osmalının Avrupalı Müzisyenleri” kitabımla ortaya koydum. Bir yayın yaparken amacım alanındaki boşluğu doldurmak, bilinmeyenleri su yüzüne çıkarmak. Yaptığım tüm akademik yayınlarda olduğu gibi, kitabımı da yazarken hedefim buydu.

Bu çalışmaları yaparken her evresinde çok boyutlu farklı zorluklarla karşılaştım. Bir kere en büyük zorluk, araştırma masraflarımı destekleyen bir sponsorumun olmamasıydı. Dolayısıyla kitabımla ilgili yaptığım araştırmaların bütün masraflarını kendim üstlendim, buna yurtiçi ve yurtdışı kaynaklarına ulaşmak ve elde etmek de dahil. Tabii bu durum sizi bilgi açısından ne kadar donanımlı olursanız olun sınırlıyor. Diğer zorluklar, seçtiğim alanın kendine mahsus özelliklerinden kaynaklanan, araştırma ve yazma evrelerinde karşılaştığım zorluklar. Bunlardan en önemlisi, nota ve görsel birçok malzemenin Türk kütüphanelerinde kısıtlı miktarda olması, çoğunun yurtdışı kütüphanelerinde, yurtdışı müzelerinde ya da araştırma kurumlarında muhafaza ediliyor olması ya da koleksiyonerlerin şahsi arşivlerine katmış olmaları. Bir başka handikap da, Türkiye’de maalesef çoğu araştırma kurumunun müzik araştırmalarıyla ilgili uluslararası veritabanlarına üye olmamasının Türkiye bazlı yapılabilecek uluslararası çaptaki müzik araştırmalarını kısıtlamasıdır. Ben bu engelleri kısmen daha önce de belirttiğim gibi kendi imkanlarımla aşmaya çalışarak yayın yapıyorum ama araştırmalarımın maddi olarak desteklenmesini, müzik araştırmalarının da, Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi en az diğer bilim dallarında yapılan araştırmalar kadar ön planda tutulmasını isterdim.

Araştırmalarınıza başladığınızda bulduğunuz eserleri icra etme konusunda baştan kararlığınız var mıydı? Yoksa bu sonradan mı ortaya çıktı?

En başından itibaren elime geçen eserleri zaten sürekli icra ettim bahsettiğim gibi. Notayı görüp de nasıl duyulduğuna bakmamak imkansızdı. Hem bir piyanist hem de bir müzikolog bu eşsiz notaları sadece tarih boyutu ya da yapısıyla değerlendirmem söz konusu değildi. Araştırmalarım boyunca yaşadığım o büyüleyici tarihsel yolculuğu ancak ulaştığım eserleri piyanomda da duyarak, icra ederek bütünleyebilirdim. Uzun döneme yayılmış konserler ve dinletili seminerler vesilesiyle bu isteğimi gerçekleştirdim, tarihsel bulgularımı o notalarda duydum, hissettim, gözümde canlandırdım, sanki o dönemi yaşadım. Halen de eserleri yoğun olarak icra ediyor ve tarihsel konumlarını konserlerimde dinleyicilerle paylaşıyorum. Kendi içimde duyduğum “Tarihin sesi”ni anlatmaya, duyurmaya çalışıyorum. Tarihi müzikle tasvir etmeye, canlandırmaya çabalıyorum.

Kayıt konusunda da yine araştırmalarıma başladığımdan itibaren kararlıydım. Bu sadece herhangi bir batı müziği eserin icrasının kaydı değil, her ne kadar en az yüz yıllık bir süreçte tarihe damgasını vurmuş ve geleceğin Cumhuriyet Türkiye’sindeki müzik çalışmalarına temel teşkil etmiş olsa da, bugün artık dünyanın hiçbiryerinde basılmayan, satılmayan, icra edilmeyen ve dolayısıyla duyulmayan, unutulmuş birçok eseri içerecek, tarihi boyutu ile yüksek bir arşiv değeri olma iddiasında bir kayıt olacaktı çünkü.

Hem tarihsel, hem de müziksel bir yolculuk yaptınız. Bu yolculuk size neleri işaret etti?

Tarihin en önemli boyutlarından birinin müzik olduğunu işaret etti. Müzikle tarih boyunca süre gelen değişimleri, toplumsal hareketleri, savaşları, politik ve diplomatik ilişkileri, sosyolojik olgularından devinimini takip etmenin mümkün olduğunu gösterdi. Gördüm ki en önemli savaşlar müzikle ölümsüzleşiyor, Avrupa’nın en önde gelen müzisyenleri Osmanlı Sultanlarına müziklerini hediye etmiş, Osmanlının kendi içindeki Meşrutiyetin ilanı, Sultanların cülus yıldönümleri, ve benzeri tarihi olaylar hep müzikle kutlanmış. Kadınların toplumsal konumları yine müzikteki varoluşlarıyla netlik kazanıyor. Savaşlarda kazanılan zaferlerin coşkusu hep müzikle yaşatılmış, hissedilmiş. Daha benze birçok tarihi olayın altı müzikle çizilmiş. Dolayısıyla tarihsel araştırmaların önemli bir bacağı müzik ve bize birçok bilinmeyen hakkında ipucu veriyor.

Çalışmalarınız, Osmanlı’da batı müziğinin etkisinin ilk ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını gösteriyor?

Osmanlı batı müziğiyle 19. yüzyıldan çok daha önce askeri, politik, diplomatik ilişkiler vesilesiyle tanışmış. Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllar boyunca gerek coğrafi konumu gerekse diplomasi açısından Avrupa için büyük önem taşımıştır. Osmanlı sarayı her ne kadar Doğu’dan, özellikle de İran’dan etkilendiyse de batı kültürüne de kapılarını kapamamıştır. Avrupa’yla özellikle sanat konusunda karşılıklı etkileşimler yoğun olmuştur. Osmanlı kendi geleneksel kültürünü korurken batıyı da Avrupalı elçiler ya da seyyahlar vasıtasıyla yakından gözlemlemiş, hatta bazı kültürel etkileşimlerin bilfiil topraklarında yaşanmasına müsaade etmiştir. Örneğin, saray düğünleri için çeşitli Avrupa ülkelerine mensup sanat toplulukları davet edilmişlerdir.

Osmanlı’nın batı müziği ve sahne sanatlarıyla tanışması Kanuni Sultan Süleyman devrine kadar gitmektedir. Bu konudaki en eski araştırmalar, org sanatçısı Othman Luscinius’un sarayda 1520 yılında bir konser verdiğini bildirmektedir. Bu olayın ardından, 1524 yılında Venedikliler İstanbul’da bir bale düzenlemişlerdir. 1543 yılında ise Fransa Kralı I. François, Kanun Sultan Süleyman’a yardımlarından ötürü teşekkür mahiyetinde bir müzisyen topluluğu göndermiş, ancak Kanuni, bu ruhu besleyen müziğin askerlerinin disiplinini bozacağı fikriyle müzisyenleri apar topar ülkelerine göndermiştir. Dolayısıyla Osmanlı imparatorluğunun batı müziğiyle ilk tanışıklığı 16. yüzyılın ilk yarısına kadar dayanır. Ancak bu etkileşim sadece tanışıklık seviyesinde kalmış, esas hareket 19. yüzyılın başında başlamıştır.

Cumhuriyet dönemine kadar farklı evreler yaşanmış olmalı (müzik dili açısından farklılıklar, temalar, vb). Bu evreleri birbirinden ayırdeden farklı özelliklerden söz etmek mümkün mü acaba?

Ben kitabımda bu evreleri farklı Avrupa ülkelerinin ekollerinin belirli dönemlerde baskın rol oynaması şeklinde işledim. Örneğin ilk atılımlar İtalyan müzisyenler vasıtasıyla İtalya’dan getirtilen nota ve müzik aletlerinin de desteğiyle İtalyan ekolüyle olduysa da ardından Fransız ve yüzyılın sonundan yıkılışa kadar da Alman ekolleriyle müzik çalışmaları süregelmiş. Fransa ekolünden gelen Aranda Muzıka-yı Hümayün’ün başına geçince Muzıka’yı Fransız örneklerine göre teşkilatlandırmış, Fransa’dan bando aranjmanları getirtmiş. Yine yüzyılın sonuna doğru Alman Paul Lange’nin çalışmaları da müzik yapılanmasının Alman ekolüyle gerçekleşmesine vesile olmuş. Dönemlerin bu şekilde farklı Avrupa ülkelerinin ekolünde yapılanmasının muhakkak ki Osmanlı’nın ilgili yıllardaki politik ilişkileriyle paralelliği var.

Cumhuriyet Türkiyesindeki klasik müzik çalışmalarının geldiği noktayı anlamak için araştırmalarınız geçmişten bugüne neleri işaret ediyor acaba?

Osmanlıdan Cumhuriyet’e geçerken yapılan çalışmalarda her iki dönemde de bir paralellik görüyorum. Sonuçta Osmanlı da bu çalışmaları sürekli olacağı düşüncesiyle başlatmıştı ve çok da büyük yol katedilmiş bence yüz yılda. Cumhuriyet dönemindeki batı müziği çalışmalarına Osmanlı’dan gelen miras altyapı sağlamıştır. Osmanlı döneminde yetişen müzisyenler Cumhuriyet kurumlarında görev yapmış, öğrenci yetiştirmişlerdir. Bugün her ne kadar Osmanlı döneminde üretilen eserler unutulmuşsa da Cumhuriyet’in ilk yıllarında verilen konserlerde Osmanlı dönemi eserleri icra edilmiş. Bunların ipuçları hatıratlarda mevcuttur. Dolayısıyla Osmanlı’dan Cumhuiryet’e geçişte batı müziği politikaları bağlamında bir kopuş değil devamlılık söz konusudur. Bugüne yansımalarını ancak yetişen öğrenciler bağlamında değerlendirebilirim. Örneğin Devlet sanatçımız, değerli piyanistimiz Gülsin Onay’ın hocası Cumhuriyet müziğinin temsilcisi Adnan Saygun, Osmanlı’nın çok önemli müzisyenlerinden Liszt ekolü temsilcisi Macar Tevfik’in öğrencilerindendir. Böyle sayabileceğim daha çok örnek var.

Çalışmalarınızda erkek ve kadının konumu/yeri konusunda ne buldunuz acaba?

Saray mensubu ve saraya yakın çevrelerde yetişmiş kadınların da en az erkekler kadar batı müziği eğitimi aldıklarını, batı müziği eserleri bestelediklerini farkettim. Sarayda erkeklerden kurulu bir orkestra olduğu gibi kadınlardan oluşan bir fanfar da mevcuttu. Haremde batı müziği çalışmaları yapılıyordu. Kadınlar bağlamında batı müziği eğitiminin üst düzey Osmanlı Türkleri, Avrupa kökenli Osmanlı vatandaşları ve gayri müslim kadınlar arasında son derece yaygınken halktan kadınların aynı imkana kavuşamadıkları dikkatimi çekti. Örneğin kitabımda da belgelediğim gibi müslüman Türk kadınlara ders vermek üzere teşebbüste bulunulan bir müzik okulunun açılmasına izin verilmemiş çeşitli gerekçelerle. Özel dersler konusunda ise bir kısıta rastlamadım. Yine de ilk aşamada tamamen yabancı bir müzik türüne kadınlarında kısmen de olsa çalışmalarıyla dahil olmuşlar ki bu gelecek için önemli bir adım olarak görülebilir.

Dersaadet’te Avrupa Müziği isimli CD çalışmanıza gelince. Bu albümü yapma fikri hangi aşamada ortaya çıktı? Ve bu albümün sizin için taşıdığı anlam konusunda yorum yapabilir misiniz?

Dersaadette Avrupa Müziği albümümü yapma fikri kitap yazmayla aynı zamanda ortaya çıktı. Çünkü bahsettiğim gibi konu müzik olunca araştırmasının yapıldığı gibi seslendirilmesi de önem kazanıyor. Özellikle de icra edilecek eserler bilinmeyen, notası hiçbiryerde basılmayan, satılmayan, yaygın bulunmayan arşiv niteliğinde olunca böyle bir kaydın yapılması tarihe malolması açısından gereklilik oluyor. Benim için de albümümün en büyük anlamı budur. Bir arşiv eseridir, uzun dönem süren, meşakkatli bir araştırmanın ve çalışmanın ürünüdür.

CD kaydımı yaparken temel amaçlarımdan biri eserleri yazıldığı piyanoyla, yani orijinal halleriyle seslendirmekti. 19. yüzyılın Avrupa’da popüler olan solo çalgısı piyano, Osmanlı için de o yıllarda en gözde çalgıydı. Eserler Muzıka-i Hümayün bandosu tarafından icra edilmek üzere bestelenmiş değilse hep piyano içindi, ki Muzıka-i Hümayün eserlerinin de çoğunun muhakkak bir piyano aranjmanı yapılmıştı. Piyano için yazılmış eserler Osmanlı batı müziği literatüründe bu kadar geniş yer tutarken bir piyanist olarak onları orijinal halleriyle seslendirme imkânı bulabildiğim için de kendimi ayrıca şanslı hissettiğimi eklemeliyim.

Albümdeki eserlerin sıralanmasında nasıl bir yol izlediniz?

CD’min repertuvarını oluştururken çıkış noktam Osmanlı batı müziği literatüründen çeşitli temaları içeren geniş bir yelpazeyi tek bir kayıt altında toplayabilmekti. Kaydın kapsadığı temalar, CD’nin arka kapağındaki parçalar listesinden de fark edileceği üzere, milli marşlar, kadın besteciler, Avrupalı müzisyenler, Türk müzisyenler, Padişahlar ve saray erkânının besteleri, Atatürk, gibi. Tüm bu temaları da kayıtta kronolojik sırasıyla yorumladım. Dolayısıyla Dersaadette Avrupa Müziği CD’m hem eserlerin orijinal halleriyle piyanoda icra edilmeleri bakımından, hem de içerdiği repertuvarın geniş bir tarihsel ve temasal yelpazeyi ortaya koyması açısından, Osmanlıda batı müziği tarihini bütüncül bir yaklaşımla ele alan, arşiv ürünü olmayı hedefleyen bir kayıttır.

Osmanlı’da batı müziği alanında yaptığınız çalışmalarınız hem yurt içinde hem yurt dışında nasıl tepkiler aldı? Somut bir kaç örnek vererek açıklayabilir misiniz?

Gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında hem akademik çevreden hem de görsel ve yazılı basından çok olumlu değerlendirmeler aldım. Akademik anlamda, müzikoloji çevrelerinin olduğu kadar tarihçilerinde dikkatini çeken ve takdirini toplayan bir çalışma olduğuna dair aldığım tepkilere en iyi örnek davet edildiğim sempozyumlar, konferanslar, seminerler ve açıklamalı resitallerdir. Ayrıca yine akademik tarih dergilerinde olduğu gibi tarihçi akademisyen meslektaşlarımın değerlendirme yazıları yazdıkları köşelerinde de olumlu eleştri yazıları yayınlandı. Dolayısıyla çalışmam sadece müzik araştırmacılarınca değil tarih çevrelerinde de ses getirdi.

Basın anlamında ele alırsak, başlıca ulusal gazete ve dergilerin hemen hepsi çalışmalarımı kültür-sanat sayfalarında haber yaptılar.

Yurtdışında katıldığım akademik toplantılarda da durumun farksız olduğunu söylemeliyim. Hepsinde çok büyük takdir ve ilgiyle karşılandım. Nitekim 2010 Kasım ayında Amerika’da katıldığım bir sosyal bilimler konferansı Times-Georgian gazetesine benim açıklamalı konserimin getirdiği büyük yankıyla ve yine benim görselimle haber oldu. Avrupa’da katıldığım akademik toplantılarda da büyük övgüler aldım. En son katıldığım WPC toplantısında Amerika’nın en prestijli topluluklarından olan ve hakemli yayın yapan College Music Society’nin editörü yanıma gelerek kitabımı ingilizce yayınlamak istediklerini bildirdi. Böyle bir tekliften ülkem ve tarihi adına da onur duydum. Bu doğrultuda da prosedürleri takip etme aşamasındayım.

Şu an hangi konularda araştırma yapıyorsunuz? Klasik müzik tutkunlarını sizin çalışmalarınız çerçevesinde önümüzeki dönem neler bekliyor?

Çalışmalarım aynı doğrultuda devam ediyor, Osmanlı Avrupa müzik ilişkileri… 2010-2011 akademik yılı çok yoğun konser ve tebliğ sunumuyla katıldığım akademik toplnatılarla geçti. En son Temmuz başında Sırbistan’da dünya çapında düzenlenen WPC (World Piano Conference)’da “Osmanlı döneminde piyano literatürü” başlıklı bir bildiri sundum. 2011-2012 akademik yılı içinde katılacağım yurtiçi ve yurtdışı toplantı programlarım şimdiden belli. Dolayısıyla yine yoğun bir program beni bekliyor hem konser hem yayın bağlamında. Ayrıca geçen seneki gibi yine hem akademik danışmanlığını yaptığım ve hem de kullanılacak müziklerini seçtiğim ve seslendirdiğim ikinci bir belgesel projesine de başlama aşamasındayız. Uzun vadede ise muhakkak yine bir kitap ve CD kaydı olacak.

[Ali Nihat Eken Blog’daki okuyabileceğiniz bir diğer röportajım:  Steven Isserlis ]