Çocukların Sevgilisi Göknil Genç

Göknil Genç. Hem müzisyen, hem de yazar; viyola çalıyor, çocuk romanları yazıyor ve romanlarının sayfalarından klasik müziğin sesi hiç eksilmiyor. Neo Filarmoni klasik müzik dergisinin Kasım/Aralık 2011 sayısı için yaptığım bu röportajı blog okurlarımla da burada paylaşıyorum. Keyifli okumalar dilerim. 

Sevgili Göknil Genç, fotoğraf albümünüzden birkaç çocukluk fotoğrafı seçseniz bunları bize anlatırken “Çocuk Kitapları Yazarı Göknil Genç” ile nasıl bağlantılar kurardınız?

Çocukluğum oyun parkları, çay bahçeleri ve plajlarıyla çok keyifli bir semt olan Küçükyalı’da geçti. Annem, babam, kardeşim, anneannem, dedem ve beslediğimiz her tür evcil hayvanımızla renkli ve neşeli bir çocukluktu. En sevdiğim anılarım ise anneannemlerin sahildeki evinde geçirdiğim zamanlara ait. Anneannem çok iyi bir hikayecidir. Kendi çocukluğu ve eski İstanbul’a dair harika hikayeler dinledim ondan. Dedem gazeteci-yazardı. Onun çalışma odası, kitaplığı, daktilosu, benim için keşfedilecek ilginç bir dünyaydı.

Çocukken de küçük masallar şiirler yazardım ama anlatıcı olarak daha iyiydim. “Yeni bir film izledim” diye başlar, o anda uydurduğum filmimi anlatırdım arkadaşlarıma. İnanır, merakla dinlerlerdi. Şimdi de pek farklı yaşamıyorum. Her gün çocukluğumun geçtiği yerlerden (biraz değişmiş olsa da) yürüyebiliyor olmak, okulumun bahçesinde çocuk halimi top oynarken görmek, böyle ışık hızında bir çağda, sahip olduğum en güzel şeylerden biri. Üstelik hala hikayeler uydurup anlatıyorum, hala dinliyorlar.

Can Yayınlarından çıkan kitaplarınızdan bazılarına bakıyorum: “Sihirli Mozart”, “Chopin: Küle Dönüşen Kalp”, “Bach Yürürken”, “Böcek Orkestrasının Muhteşem Turnesi”… Kitaplarınızda klasik müzik hep ön planda. Buna yönelmeniz nasıl oldu?

Konservatuvara başladığım yıl, yazma tutkum hala sürüyordu. 11 yaşındaydım ve o yıl kendime bir müzik ansiklopedisi yapmıştım. Bestecilerin yaşamlarını yazıp ansiklopedilerden kestiğim resimleri yapıştırmıştım. Annemden de bir güzel azar işitmiştim tabii. Kitap yazmaya artık ciddi olarak karar verdiğimde edebiyatı asıl mesleğimle birleştirme fikri hoşuma gitti. Daha önceden yazdığım roman taslaklarım vardı ama ben bir bestecinin yaşamını, yani gerçek bir yaşamı romanlaştırabilir miyim diye bu işe kalkıştım. Şimdi, çocukların, yazdıklarıma merak duymaları ve severek okumaları beni çok mutlu ediyor.

Klasik müzik temalı kitaplarınızda bilgiyi toplama süreci nasıl gelişiyor ve nasıl tamamlanıyor? Bu sayımızda anlattığımız “Sihirli Mozart”ı göz önünde bulundurarak örnekler verebilir misiniz?

Bu kitapları, yani biyografileri yazarken dikkat ettiğim en önemli konu tarihsel yanlışlar yapmamak ve kurgularken kişinin yaşamından fazla sapmamak. Bazen bilginin bende olanı bana yetebiliyor. Mozart için güvenilirliğinden emin olduğum çok kaynak kitap okudum. İnternetten fazla araştırma yapmam, yabancı ya da Türkçe kitaplardır genelde kaynaklarım. Romanın kurgusu, zaten bestecinin yaşamı hakkında bilgiye mesleğim gereği sahip olduğum için, kafamda belli oluyor. Sonra bu sıraya göre bilgileri topluyorum. Yani önce hikayeyi yazıp sonra araştırmaya başlıyorum.

Bilgiler ve hayal gücünü harmanlarken nelere dikkat ediyorsunuz?

Özellikle dikkat ettiğim şey, yazdığım kişinin hikayesinin başka yerlere dağılmaması. Farklı dönemler olduğu için, dönemin giysileri, mekanlar, eşyalar, çalgılar, hatta yemekler, içkiler, bunların sunulduğu gereçlere dikkat ediyorum. Aslında tiyatro dekoru ya da film stüdyosu hazırlamak gibi bir şey benim için. Bu da işin en sevdiğim kısmı.

Çocuk kitapları yazmak pedagojik açıdan son derece hassas olmayı da gerektirir sanırım. Bu konuda bir yazar olarak nelere dikkat ediyorsunuz? Danışmanlarınız var mı?

Yayınevim (Can Çocuk) bir süredir “Davranış Bilimleri Enstitüsü” ile çalışmakta. Bu da kitapların yayımlanmadan önce pedagojik olarak uygun olup olmadığı konusunda titiz davranıldığını gösteriyor aslında. Benim ayrıca danışmanım yok ama fikrini aldığım birkaç yazar arkadaşım var. Bir de en acımasız eleştirmenim, tiyatro oyuncusu olan eşim… Çocuk kitabı yazmanın en büyük zorluğu, bir çocuğu, okuduğu sayfanın içine hapsedebilmeyi başarabilmektir bence. İş, ona vermek istediğiniz bilgiyi, bir konu hakkında merakını gidermeyi ya da bir şeyi öğütlemeyi onun karşısında değil yanında olarak yazabilmek.

Öykülerinizin resimlenmesi süreci konusunda da bizi bilgilendirebilir misiniz?

“Chopin: Küle Dönüşen Kalp”te ilk kez ressamla eş zamanlı çalıştık. Çok keyifli bir süreçti benim için. Yazdığım kitapların dönemleri ve yaşamış gerçek kişiler olmaları da benim ressamdan bir şeyler talep etmemi gerektiriyor. Özellikle kitaplardaki çalgıların resimlenmesi konusunda titizim. Örneğin, Türkiye’de pek çok çocuk “org” dendiği zaman bu çalgıyı elektronik klavye sanıyor, çünkü biz ona org diyoruz. Oysa ki Bach, döneminde çok çok önemli bir “organist”. Üstelik iyi çalmakla kalmıyor, çok ciddi bir bilgisi var bu çalgının mekaniğiyle ilgili. Şimdi “Bach Yürürken”in yeni baskısındaki resimler değişecek. Çocukların bu çalgıyı tanıyabileceği, öğrenebileceği yepyeni resimler olacak.

Klasik müzik temalı kitaplar yazarken dinleyip, dinlerken de ilham aldığınız klasik müzik eserleri oluyor mu? Hangileri?

Ne yazık ki ben kitap okurken de yazarken de müzik dinleyemiyorum. Yazıya odaklanamıyor, kendimi müziği dinlerken buluyorum. Müzisyen olmamdan dolayı belki de. Ama, bana yeni ve ilginç fikirler veren besteciler, müzikler var tabii. Stravinsky bunlardan biri. En çok dinlediğim besteciler de, genelde kuzeyli besteciler. Bir de film müzikleri dinlemeyi çok severim. Müziği, aklımı onlarca fikir ve görüntüyle dolduran isim ise Rachael Portman.

Bir çocuk kitapları yazarı olarak hangi kaynaklardan besleniyorsunuz?

Bana her şey ilham verebilir. Baktığım yerden, dinlediğim herhangi bir şeyden çabucak etkilenebiliyorum çoğu zaman. Gün içinde de nerede olursam olayım kafamdaki diğer pencere hep açık. Bu yüzden kendimle kaldığım ilk fırsatta -ki bu bir kalabalığın için de bile olabilir-, hemen not alıyor bir kenara atıyorum. Şimdi en büyük ilham kaynağım kızım Yaz. Çok şanslıyım ki, komik ve eğlenceli, kıpır kıpır bir çocuğum var. Gün içinde ikimizin yaptıkları gerçekten kayda değer komiklikte olabiliyor. Bir de çocukluğumdan beri ağaçlara karşı özel bir ilgim var. Bir ağaç tek başına ben de büyük bir yaşama sevinci uyandırıyor. Bu yüzden hayattaki tek ısrarım evimin önünde kocaman bir ağaç olması.

Kitaplarınızı okuyan çocuklar ve anne babalarla bir araya geldiğiniz zamanlar oluyor mu? Aldığınız tepkilerden örnekler verebilir misiniz?

Genelde anne ve babalarla fuarlarda imza günlerinde biraraya geliyoruz. Benim kitaplarımı okuyan çokça yetişkin de var, bunu görüyorum. Ya da anne- baba kitabı çocuğa okumuş oluyor ve çocuktan önce onlar yorum yapıyorlar… Çocuklar artık sipariş vermeye başladılar. Michael Jackson’ı yazmamı isteyen bile oldu bir okul söyleşisinde.

Çok ince detaylar yakaladıklarını görüyorum. Bana çok ilginç sorular sorabiliyorlar ve en çok da uydurma yan karakterlerin gerçekte var olup olmadıklarını. Örneğin, “Sihirli Mozart”taki uşak Sebastian hakkında Mozart’tan daha fazla soru soruldu bana.

Klasik müzik temalı çocuk öyküleri yazan yabancı yazarları da takip ediyor musunuz? Onlarla iletişim kuruyor musunuz?

Bu işe ilk başladığım zaman Avrupa’da yayımlanmış pek çok kitabı inceledim. Ama roman formatında bir kitapla karşılaşmadım. Ama yine klasik müzikle ilgili çocuk kitapları yazan İngiliz çellist Stevan Isserlis’i takip etmeye çalışıyorum. Yıllar önce Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile çalmaya geldiğinde ben de onunla aynı sahnede olma keyfini yaşadım. Ama o yıl ben ilk kitabımın yazım aşamasındaydım ve Isserlis’in de kitap yazdığını bilmiyordum. Şu sıralar onun ülkemizde yayımlanmış olan kitabı hakkında bir gazeteye yazı yazacağım. Yayımlanırsa yazıyı kendisine göndermeyi düşünüyorum.

Kitaplarınız başka dillere çevrildi mi?

Henüz değil. Ama bu yıl, bu konu ile ilgili çalışmaya başlayacağım artık.

Son çalışmalarınız hakkında da bilgi verebilir misiniz?

Şu sıralar “Böcek Orkestrası”nın devamını yazıyorum. Bu kez, orkestradaki böcekler çalgıları tanıtan öğretmenler olacaklar. Dört kitap olacak. Yaylı, üflemeli, vurmalı çalgılar, son kitapta ise piyano ve arp olacak. 2012’nin ilk aylarında ise bir okul öncesi kitabım çıkıyor.

Ve son olarak kediniz “Simit”. Kitaplarınızın ortaya çıkmasına en yakından şahit olan varlık sanırım. Size “fikir” veriyor mu?

Kızımdan önce böyle bir lüksü vardı Simit’in. Ama artık geceleri yazdığım için, o uykuyu tercih ediyor. Arada sırada tek gözünü aralayarak, benimle iletişimini yine de koparmıyor. Fikir verme konusunda ise; sırf onun hikayelerini yazsam on kitaplık Simit dizisi çıkarabilirim, o kadar eğlenceli ve yerinde duramayan bir kediydi. Tabii artık yaşlandı ve ünvanını Yaz’a teslim etti.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s