Bülbülü Öldürmek (To Kill a Mockingbird), Amerikalı yazar Harper Lee’nin edebiyat dünyasına kazandırdığı tek roman olmasına rağmen 1960 yılından bu yana güncelliğini hiç bir zaman yitirmemiş, yazarına prestij ve Pulitzer Ödülü kazandırmıştır. Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde okullarda ders kitabı olarak okutulan bu romanda, Lee, bizlere 1930’lardaki Büyük Buhran altında nefes almaya çalışan Amerika’nın güneyindeki küçük bir kasabanın öyküsünü anlatırken dönemin sorunlarını anlamamıza da olanak sağlıyor. Lee’nin Alabama’da yarattığı kurmaca kasaba Maycomb, aslında 1930’lar Amerikasının mikro düzeyde temsiline olanak sağlıyor; ekonomik sıkıntıları aktarmakla kalmıyor, ırkçılık, siyahların linç edilmesi gibi dönemin yüz kızartıcı gerçeklerini de ortaya koyuyor.

Harper Lee’nin 1960 yılında okurlarla buluşan romanı, gördüğü ilgi üzerine iki yıl sonra Robert Mulligan tarafından sinemaya uyarlanmış ve film, Atticus Finch rolünde izlediğimiz Gregory Peck’e Oskar kazandırmış, Robert Duvall’in de Boo Radley rolüyle sinemaya adım atmasını sağlamıştır. “Bülbülü Öldürmek”, “En İyi Uyarlama Senaryo” ve “En İyi Sanat Yönetimi” dalında iki oskar daha almış, 1963 yılında Cannes Film Festivalinde, yönetmen Robert Mulligan’a Gary Cooper Özel Ödülü getirmiştir.

“Bülbülü Öldürmek”, dürüst ve idealist bir avukat olan Atticus Finch ve ailesinin yaşadıklarını anlatır. Eşini kaybeden Atticus’ın Jem ve Scout isimli iki çocuğu vardır; onları iyi ve doğruyu öğreterek yetiştirmeye özen göstermektedir. İlkeli bir avukat olan Atticus Finch, beyaz bir kadına tecavüz ettiği söylenen Tom Robinson’ı mahkemede savunmak durumunda kalır. Irkçı davranışların yaygın olduğu bir toplumda böylesi bir iş yapmak hiç de kolay olmayacaktır. Romanda ve elbette filmde tüm bu olaylar, Atticus’un küçük kızı Scout’un gözünden anlatılmaktadır. Çocuk bir anlatıcı kullanılması, hazmedilmesi zor olan konulara hem doğrudan, hem de daha tarafsız bir şekilde yaklaşmamıza yardımcı olur. Filmin çekildiği dönem ve öncesinde Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanılan bazı önemli olayları hatırlamak “Bülbülü Öldürmek”in değerlendirilmesine ışık tutacaktr. Harper Lee’nin romanı yazdığı dönem, 1955-1959 yıllarına rastlar ki bu dönem, Amerika’daki siyah nüfusun, Martin Luther King öncülüğündeki özgürleşme mücadelesinde önemli adımları attığı yıllardır. Romanın piyasaya çıktığı yıl olan 1960 ise, bu özgürleşme hareketinin tüm ülkeye yayıldığı, televizyon ekranlarına, gece haber bültenlerindeki görüntelere yansıdığı ve toplum belleğinde yer ettiği bir dönemdir.

Öncelikle, filmde Tom Robinson’ın suçlandığı tecavüz olayının bir benzeri 1931-1936 yılları arasında Amerika’da devam etmiş olan Scottsboro adli vakası ile benzerlikler taşır. Bu vakaya yakından baktığımızda, Alabama’da 9 siyah Amerikalının 2 beyaz kadına tecavüz etme suçuyla yakalanıp suçlandıklarını, kısa süre sonra suçlananlardan birinin infaz edildiğini görüyoruz. İnsanın içini acıtan gerçek ise, bu insanların hepsinin aslında masum olmalarıdır.

Buna benzer bir diğer olay da 1955 yılında yaşanmıştır. İki beyaz Amerikalı, 14 yaşındaki Emmmett Till’in öldürülmesiyle suçlanmıştır. Till’in bir beyaz kadına tecavüz ettiği iddia edilmiştir. Ancak, tamamen beyazlardan oluşan jüri (filmde de olduğu gibi) cesedin Emmett Till olarak tanımlanamayacağı kararını vermiş ve sanıklar da serbest kalmıştır. Daha sonra bu kişiler, suçlarını bir gazeteciye ayrıntılarıyla anlatmış olsalar da herhangi bir ceza almamışlardır.

Öte yandan, filmde Tom Robinson’ın, Maycomb kasabasındaki bir grup insan tarafından linç edilmek istenmesi de yine Amerikan tarihinde siyahların maruz kaldığı bir diğer ırkçılık örneğidir. 1882-1968 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde 4743 kişi linç edilmiş; bu şiddete maruz kalanların %70’ini siyahlar oluşturmuştur. Billie Holiday’in 1939 yılında söylediği “Strange Fruit” (Garip Meyve) isimli şarkıda bahsi geçen meyveler, aslında linç edilip ağaçların dallarından sarkıtılmış siyah Amerikalılardır. “Strange Fruit”, 1930’ların sonlarında Lewis Allan takma adını kullanan Abel Meeropol isimli bir öğretmen tarafından yazılıp bestelenmiş; Billie Holiday tarafından da kaydedilmiş, sözleri ve melodisi ile bir insanlık ayıbının hatırlatıcısı olarak günümüze ulaşmıştır.

Harper Lee’nin romanına başladığı dönem, Amerika’da yaşanan bir diğer önemli olay, 1 Aralık 1955 tarihinde Rosa Parks isimli bir siyah Amerikalı kadının otobüslerde uygulanan ayrımcı düzene başkaldırarak, koltuğunu bir beyaza bırakmayı reddetmesi, bu nedenle polis tarafından yakalanıp ceza almasıdır. Bu sembolik olay, Martin Luther King’in önderliğindeki özgürlük mücadele- sinin fitilini ateşleyen olaylardan olmuştur.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım bu tarihi olaylar ve yerlerin, Harper Lee’yi bir yazar olarak etkilememiş olması düşünülemez. 1926 Alabama doğumlu Harper Lee küçük- lüğünden itibaren ülkedeki bu iklime şahit olmuştur. Filmde izlediğimiz Atticus Finch karakterinde olduğu gibi Harper Lee’nin babası da bir avukattı. Harper Lee’nin üni- versitede hukuk eğitimi almasına rağmen mezuniyetinden sadece 6 ay önce yazar olma aşkıyla okulu bırakmış olması da kayda değer bir diğer ayrıntıdır. Öte yandan 1920’ler ve 1930’lar ünlü yazar Truman Capote’nin Alabama’da, Harper Lee gibi Monroeville’de yaşadığı yıllardı. Lee ve Capote’nin yakın arkadaşlıkları aslında romanda ve filmde kendini Dill karakteriyle göstermektedir. “Bülbülü Öldürmek”teki hayal gücü geniş Dill’in, gerçek hayatta Truman Capote olduğu düşünülmektedir.

Filmi izlerken olayları ve kişileri daha yakından anlamamıza karakterlerin isimleri de yardımcı olmaktadır. Örneğin, Atticus. Bu isim, “etik” kelimesiyle ilintili düşünülebilir ve bu haliyle de Atticus’ın doğrucu, ilkeli hareketleri ve “rol model” oluşunu çağrıştırır. Atticus, bu özellikleriyle filmde bir “rol model”dir; ırkçılık gibi ilkel bir duygunun karşısına konulan panzehirdir; çözümdür. Mayella’nın babası Bay Ewell’ın soyadı ise İngilizcede “evil” yani “kötü, şeytani” anlamına gelen sözcüğün okunuşuyla benzerlik gösterir. Filmdeki mekan kullanımı da o dönemin ırkçı yaklaşımını bütün çıplaklı- ğıyla sergilemektedir. Örneğin, mahkeme salonu iki kattan oluşur; beyazlar ve siyahlar farklı katlarda oturur. Bu mekan içerisinde gördüğümüz jüri ise tamamen beyazlardan oluşur.

Filmin, isimlerin aktığı açılış sekansı ise iki açıdan önemli görülebilir. Öncelikle, bu sekans, filmdeki bazı olayların ipuçlarını taşıyan nesnelerle doludur ve bu, olaylara masumiyetle bağdaştırdığımız bir çocuğun perspektifinden bakacağımızın haberci- sidir. İkincisi de filmin, Elmer Bernstein (1922-2004) tarafından bestelenen etkileyici müzikleri ile tanışmamızı sağlamasıdır. Bu bölümde dinlediğimiz müzik; piyano, akordiyon ve yaylıların kullanımıyla, bir anlamda, çocukluğun saflığını aktarır, filmde şahit olacağımız masu- miyetin kayboluşundan önceki “cennet”tir.

Filmde Robert Duvall’in canlandırdığı Boo Radley de üzerinde düşünülmesi gereken bir karakterdir. Boo Radley’nin yıllar boyu toplumdan uzaklaştırılmış, eve kapatılmış olması önyargılarımızın, başkalarına verdiğimiz acıların, görmek istemediğimiz şeyleri nasıl karanlığa hapsettiğimizin sembolüdür. Boo da tıpkı Tom örneğinde olduğu gibi bülbülü öldürmenin günah olduğunu unuttuğumuz ya da görmezden gelmeyi seçtiğimiz anların hatırlatıcısıdır.

“Bülbülü Öldürmek”, günümüz bakış açısıyla değerlendirildiğinde beyaz adamın kurtarıcı rolü üstlenerek kendini daha ayrıcalıklı bir yerde konumlandırdığı, bazı karakterlerin çok katmanlı olmadığı, Ewell ailesi örneğinde olduğu gibi kötülüğün alt sınıflardan gelebileceği, doğru olanın da orta sınıf, beyaz Amerika’nın bir ferdi olan Atticus Finch ile temsil edildiği yönünde eleştiriler almış olsa da bunların, filmin Amerikan toplumunun demokrasi tarihindeki önemli kareleri bizlere ulaştırdığı gerçeğini ortadan kaldıramayacağını düşünüyorum. Bir büyüme öyküsü de sunan filmin, hem olay örgüsüyle hem de sadece ismiyle bile, masumiyet, masumiyetin kayboluşu, önyargılar, ırkçılık, eşitlik, eşit- sizlik, sınıf farklılıkları, cesaret gibi konular üzerine düşünmemizi sağladığını görmezden gelemeyiz.

Sinema tarihinin klasikleşmiş filmlerinden “Bülbülü Öldürmek”i daha önce izlemediyseniz hiç vakit kaybetmeyin. Yıllar önce izlediyseniz de filmi DVD’den tekrar izlemenin, farklı okumalara olanak sağlayacağına inanıyorum. Düşüncelerinizi paylaşmanız dileğiyle iyi seyirler dilerim.

Filmin Künyesi: “Bülbülü Öldürmek”. 1962. (DVD). 124 dakika. Universal Pictures/As Sanat. Yönetmen: Robert Mulligan. Yapımcı: Alan J. Pakula. Senaryo: Harper Lee’nin romanından uyarlayan Horton Foote. Müzik: Elmer Bernstein. Sinematografi: Russell Harlan. Oynayanlar: Gregory Peck, Mary Badham, Philip Alford, Brock Peters, Robert Duvall, James Anderson.

Not: Bu yazım ilk olarak Neo Filarmoni klasik müzik dergisinin Eylül-Ekim 2011 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s