Tek Kişilik Konuşmalar (1): Konuşan Ev

Güneyde, kocaman, koskocaman, tarihi sayılabilecek bir evde büyümüştüm. O evin çok yüksek ahşap tavanları vardı; pek çok odası vardı, her bir odanın kendine özgü kokusu, nefes alıp vermesi ve insanı sarıp sarmalaması vardı. Gömme dolabın olduğu odadan muz kokuları gelirdi. Olmasa da kokusu gelirdi çünkü bu dolapta babamın benim için aldığı meyveler taze kalmaları için saklanırdı. Anne babamın yatak odasında ise bana çok büyükmüş gibi gelen bir sandık vardı. Annem bu sandıkta onun için önem taşıyan şeyleri saklardı; aile fotoğrafları, siyah beyaz resimleriyle hatırladığım “Hayat” dergisinin bir kaç sayısı, beyaz, tertemiz giysiler… çeyiz olsun diye saklananlar. Bu tahta sandık her zaman temizdi, her zaman düzenliydi ve evdeki her şey gibi kendine has bir sesi vardı. Bu sesin ne olduğunu bilemezdim, anlayamazdım ama yine de duymaktan hoşlanırdım…Ve halamın bembeyaz pikabı ile beyaz hoparlörlerini tuttuğu oda… yüzlerce 45’lik plak vardı. Hiçbirine dokunamazdım ama o yanımda olduğu sürece istediğim kadar çok dinleyebilirdim; yıllar sonra o plakları bana armağan edeceğini o zamanlar bilemezdim.

Bu pek çok odalı, tarih kokan ve konuşabilen ev, kocaman bir bahçenin içindeydi; arkadaşlarımla ya da kendi başıma orada oynardım. Büyük turunç ağacındaki çiçekleri koklamaktan başımız dönerdi. Burası aynı zamanda büyükannemi son kez gördüğüm yerdi. Büyükannem, büyük tahta bir platformda yatıyordu; karnının üzerine büyükçe bir bıçak koymuşlardı. Komşu kadınlar bir yandan ağıt yakıyor, bir yandan sular döküyorlardı. Orada bir lamba hep yandı; gece gündüz. Bazen akşam saatlerinde arka salonun penceresinden ışığı görürdüm. Sonra bir gün ışık gidiverdi; büyükannemin sessiz vücüdunu da beraberinde götürmüştü.

Güneydeki bu ev çok büyüktü, içinde koşacak, alt kattan üst kata yolculuk yapacak kadar büyüktü. Sonra bir gün hiç de büyük gelmemeye başladı bana. Dışarı çıkıp daha büyük bir yer bulmak istedim. Çıktım ve aradığım büyük yeri buldum kendime. Ama o günden bugüne, o-aslında-büyük-ama-aynı-zamanda-küçük-eve özlemim hiç bitmedi. Ev, hep bana doğru geldi, konuştu benimle. Ben de o sese kulak vermekten hiç vazgeçmedim; harap olmuş, terk edilmiş, çırılçıplak kalmış olsa da hep o eve doğru gitmekten kendimi alamadım. (20 Mart 2011′de yazılmıştır)