Phil Grabsky… Britanya’nın önde gelen belgesel film yönetmenlerinden; 21 yıllık kariyerini güzel eserlerle süslemiş. Uluslararası festivallerden toplam 13 ödülle dönen 2004 yılı yapımı “The Boy who Plays on the Buddhas of Bamiyan” , Taliban tarafından yok edilen Bamiyan Buda heykellerinden geriye kalan harabeler arasında yaşayan bir çocuğun öyküsünü anlatıyor. 2011 yılında çektiği “The Boy Mir” ise yine Afganistan’da geçiyor ve bir devam filmi niteliğinde. Gösterime girer girmez, Santa Barbara International Film Festival ve Washington DC Indie Film Festival’de ödüllerle karşılık buldu bile. Phil Grabsky’nin tarih alanında yazılmış dört kitabı bulunuyor. Ayrıca, Emmy ve BAFTA gibi önemli jürilere düzenli olarak davet alıyor.

Grabsky’nin  tanıtmak istediğim bir diğer grup filmi de klasik müzik bestecilerini anlatıyor. Örneğin, bunlardan ilki 2006 yılı yapımı, sinema filmi uzunluğundaki belgeseli “Mozart’ı Aramak” (In Search of Mozart). Filmin prömiyeri Londra’nın önemli salonlarından Barbican’da 1000 kişilik bir izleyici grubuna yapılmış, dünyanın hemen hemen her ülkesinde gösterilmiş ve çok olumlu eleştiriler almış; Avustralya’da tüm zamanların en çok hasılat getiren belgesellerinden biri.

Grabsky’nin 2009 yılında çektiği “Beethoven’ı Aramak” (In Search of Beethoven) ise 138 dakika uzunluğunda hayranlık uyandıran, belgesel sinema tarihine “müzikli” bir katkı. Şu ana kadar Yeni Zelanda, Kanada, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, Çin, Hong Kong, Singapur, İtalya, İsrail, Güney Kore gibi dünyanın çeşitli ülkelerinde gösterilen belgeselin seyirciyle buluşması devam ederken, DVD’si de piyasada mevcut. Okurlarıma önermek istediğim bu çalışmada Phil Grabsky, Beethoven’ın hayat öyküsünü sade bir dil kullanarak kronolojik bir sırada bizlere sunuyor. Belgeseli izlerken hayranlık uyandıran bir özellik ise Beethoven gibi önemli bir kişinin yaşamını beyazperdeye aktarırken yaşanabilecek zorlukların nasıl aşılabildiğini görmek: entelektüel ve akademik bakış açılar, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya yapılan sayısız ziyaretler, tarihçiler ve müzikologlarla yapılan görüşmeler, dünyanın önde gelen müzisyenleriyle yapılan kayıtlar.

Gianandrea Noseda, Sir Roger Norrington, Riccardo Chailly, Claudio Abbado, Fabio Luisi, Frans Brüggen, Ronald Brautigam, Hélène Grimaud, Vadim Repin, Janine Jansen, Paul Lewis, Lars Vogt, Jonathan Biss, Leif Ove Andsnes ve Emanuel Ax gibi şöhretlerin belgesele bir şekilde katkıda bulunmuş olması bu çalışmada altı çizilmesi gereken bir zenginlik. Filmde izlediğimiz müzisyenlerden bazıları, Beethoven’ın müziğini “sanatçı” bakış açılarından açıklıyorlar; sadece bu yönüyle bile film, son derece öğretici ve değerli.

Görüntü ve ses kalitesinde ulaşılan yüksek nokta, filmi “çok canlı” kılıyor. Beethoven’ın doğduğu, yaşadığı mekanların yansıtılması, mevsimlerin ve zamanın akışını gösteren doğa çekimleri sanat yönetimindeki başarıyı kanıtlarken anlatıcı rolünü üstlenen Juliet Stevenson ve Royal Shakespeare Company aktörlerinden David Dawson belgeselin sunumunu daha cazip hale getiriyorlar.

Sonuç olarak, Grabsky’nin filmi, ülkemizde de okullarda, özellikle konservatuvarlarda gösterilmesi gereken bir belgesel sinema örneği. Phil Grabsky’nin Beethoven’ın peşinden gittiği, onu anlamaya çalıştığı bu film (ya da filmli yolculuk) aslında bizim için de bir yolculuk. Çok önemli bir besteciyi, her türlü özelliğiyle anlamamıza yardımcı olan ve bunu yaparken genel anlamda hayata ve kendimize bakmamızı da mümkün kılan bir belgesel; hemen hemen her etkileyici sinema filminde olduğu gibi.

Phil Grabsky, Mozart ve Beethoven üzerine çektiği bu filmlerden sonra aynı seriye 2012 yılında Haydn ile devam etti. Ardından Chopin gelecek. Phil Grabsky ile Eylül 2011’de Neo Filarmoni klasik müzik dergisi için yaptığım röportajı buradan sizlerle de paylaşmak istiyorum:

Öncelikle genel bir soruyla başlamak istiyorum sohbetimize: Bir belgesel film yönetmeni olarak Phil Grabsky’nin amacı nedir?
Belgesel çekmeyi seviyorum; son 20 yıldır da bunu yapıyorum. Meraklı bir kişiyimdir. İnsandan ve insanın tarihinden daha ilginç ne olabilir ki? Belgesel film yapmadaki amacım, benim gibi seyahat etme şansı olmayan milyonlarca kişiyle yaptığım keşifleri paylaşmak. Görsel ve işitsel bir güzellik anlayışı içerisinde önemli hikayeler anlatarak eğlendirmeyi seviyorum. Belgesel filmlerin (aslında tüm filmler için geçerli bu), iyi bir amaca hizmet ettiğini de düşünüyorum. Sanırım, filmlerde, kötü insanların neler yapabileceğini gösteren yeterince örnek var… ben ise, filmlerimde insanın yıkmaya yönelik potansiyelini değil yaratıcılığını öne çıkarmak istiyorum. James Bond’u izlemek keyif veriyor ama Beethoven’ı tercih ediyorum.

Mozart ve Beethoven’ı konu alan filmleriniz özel gösterimlerle pek çok seyirciye ulaşıyor; ulaşmaya da devam ediyor. Bu gösterimlerle ilgili bilgi verebilir misiniz?
Neredeyse dünyanın her ülkesinde filmlerimizi gösterdik. Mozart ve Beethoven ile kim ilgilenmez ki? Gençler, yaşlılar… Günlük yaşantımızın her anında klasik müziğin ölümsüz isimleri ve onların eserleriyle karşılaşıyoruz aslında; cep telefonlarımızda, asansörlerde, reklamlarda ve film müziklerinde. Bence, Beethoven ve Mozart’ın müzikleri olmayan bir “King’s Speech”, Oscar alamazdı. Klasik müzik ile fazla ilgilenmiyor olsanız da bu iki müthiş yaratacı insanın hikayesini duymak çok keyifli… Gösterimleri çok farklı mekanlarda yapıyoruz; opera evlerinde, müzelerde, sanat merkezlerinde ve hatta özel yemekli davetlerde. Ben, bu gösterimlere bizzat katılıyorum; en azından “Skype” yoluyla. Bazen filmlerin tamamını bazen de bölümler gösteriyoruz. Bir oda müziği orkestrasının canlı performans sunduğu gösterimler de oluyor. Filmlerden sonra izleyicilerin sorularını cevaplandırıyorum. “Büyük Bestecilerle Bir Akşam” isimli bir sahne gösterim de oluyor; gösterime girecek Haydn ve Chopin belgesel filmlerimden klipler sunuyorum.

Bir belgesel film yönetmeni olarak maddi kaynak nasıl buluyorsunuz?
Bu bir kabus. Polis arabalarıyla dolu filmler yapsam kaynak bulmak çok kolay olabilirdi. Ama konu, klasik müzik olunca yayıncılar kaçıyorlar; yüz kızartıcı bir durum aslında. Yine de benim amacım belli. Ne olursa olsun bu filmleri yapıyorum ve yapacağım. Ben ve meslektaşlarım çok çalışıyoruz, yaratıcı olmaya gayret ediyoruz ve milyonlarca dolara mal olacak filmleri çok daha az bir maliyetle çekiyoruz. DVD satışlarının iyi olması da benim bir sonraki filmi çekebilmem için yardımcı oluyor.

Türkiye’de herkesin seyrettiği ana kanallar yayın akışlarında belgesele yer verme konusunda çok istekli değiller. Britanya ya da Avrupa’nın diğer ülkelerinde durum farklı mı?
Az önce de söylüyordum; televizyon kanalları ne yazık ki kamu yayını konusundaki etik kuralları hızla görmezden geliyorlar. Bu, utanılacak bir durum. Daha da önemlisi kötü bir durum çünkü toplum için çok zararlı. “Seyircinin talebine cevap veriyoruz” iddiasındalar. Ama ben, onlara, seyircinin seveceği şeyleri kendilerinin yaratabileceklerini söylüyorum. Eğer masanın üzerinde, hazırda bir hamburger varsa kaç çocuk salata yemek isteyecektir ki? Yine de şu konuda aynı fikirdeyiz: 1) Salata, sağlığa daha yararlıdır. 2) İyi yapılmış bir salata, bir çocuğa, hamburgerden daha lezzetli gelecektir. Tüm bu olumsuzluklar günümüzde daha çok belgesel yapılmadığı anlamına gelmesin. Eğer bu sektörü tanımıyorsanız hemen belirteyim: Genç bir belgesel film yönetmeni için şu ankinden daha iyi bir dönem olmamıştır. Ancak, ne tür filmler yapılıyor? Problem de zaten burada. Sanata, estetiğe ve araştırmanın önemine inananan bizler, yüzeysellik girdabında, hayatta kalma mücadelesi veriyoruz. Ama başarılı olacağımıza inanıyorum çünkü iyi bir salatayı hamburgere tercih eden milyonlarca insan var. Benim işim -ki bu,tüm zamanımı alıyor- bu tercihi yapan kişileri, filmlerim konusunda bilgi sahibi yapabilmek.

Film festivalleri ve gösterilerinizde seyircinizle kurduğunuz iletişimden çıkardığınız sonuçlar nedir acaba?
Pek çok gösterime katılıyorum; bunu çok seviyorum. Çünkü, seyircilerin bu filmleri sevmesi beni mutlu ediyor. Seyirciyle kurduğumilişkifilmiçinbir“katmadeğer”. Filmlerim, televizyonda milyonlarca kişiye ulaşıyor olabilir ama oradaki geri dönüşlerde seyirciyle karşılıklı konuşabilme boyutu yok. Bu nedenle bu gösterimler çok daha iyi. Örneğin, Türkiye’de Afganistan ile ilgili son filmimi gösterdiğimde seyirciler salonu terketmek istemediler. Sormak istedikleri pek çok soru vardı. 10 yıldır Afganistan’a pek çok kez gittiğim için bu tür sorulara verilecek cevaplarım oluyor doğal olarak. Türk seyirciler harikaydı; çok ilgililerdi. Tekrar gelmeyi çok isterim.

Beethoven’ı çekmeye nasıl karar verdiniz? Beethoven gibi bir besteci üzerine belgesel hazırlamak kolay olmamalı. Ne kadar zaman gerekti?
Mozart belgeselini çekerken Beethoven’dan büyülenmiştim. Çıkış noktası bu oldu… Elbette, bu çok büyük bir iş. Bu nedenle, böyle bir çalışma yapılmadı bugüne değin. Çünkü, zor olacağını biliyorlardı. Ben ise bilmiyordum. İşe başladım; son derece saf bir şekilde filmin mümkün olduğunca müzik içermesini istedim… hem de yaşayan en önemli müzisyenlerden. Bu film, üç yılımı almış olsa da filmin şu an olduğu gibi yirmi yıl sonra da tazeliğini koruyacağına eminim. Mozart, Beethoven ve son olarak da Haydn’a karşı, mümkün olan en güzel işi yapma konusunda borçlu olduğumu düşündüm. Böyle bir çalışma bir daha yapılamayabilirdi ve bu nedenle bu filmler dolu dolu olmalıydı; kapsamlı, doğru, eğlenceli, estetik. Filmdeki müziğin kalitesi de mükemmel olmalıydı.

Bu kadar çok ünlü müzisyeni nasıl biraraya getirdiniz?
Çok zor oldu. Onlarla tek tek iletişim kurduk, niyetimizi açıkladık, dürüst olduk, onlara daha önceki çalışmalarımızın örneklerini gönderdik. Bunların sonucu olumlu cevaplar gelmeye başladı. Filmi çekerken, çok detaylı araştırmalar yapmış olmamın film çekim sürecinde hatırı sayılır ölçüde yararı oldu. Beethoven’ın müziği ve kişiliği ile ilgileniyordum; özel ilişkileri ile değil. Sonuç olarak tüm süreç çok uzun, zor ve para harcamayı gerektiren bir süreçti. Pek çok uçak ve araba yolculuğu yapmam gerekti.

Filmde kullandığınız hikayeleme tekniği son derece yalın; şaşırtmaca yok. Bu haliyle çok başarılı. Bu bilinçli bir seçim miydi?
Her şey hikaye anlatmadan ibaret aslında. Bunun için en iyi yol nedir? Bu konudaki kararımı vermek uzun zaman almadı. “Zeki bir yönetmen olarak beni öne çıkarmak” niyetinde değildim. Önemli olan bir hikaye anlatmak ve bunu doğrudan, dolaysız, iyi yapabilmekti. Bu nedenle Beethoven’ın hayatında baştan sona doğru ilerledim ve bu zaman çizgisinin içine 60 farklı müzik girdim. Bu çok işe yaradı. Dürüstçe söylemem gerekiyorsa bu filmlerin, Mozart ve Beethoven’ın hayatları üzerine yapılmış en iyi filmler olduğuna inanıyorum; özellikle, bu iki bestecinin gerçekten kim oldukları ve her ne yaptılarsa neden ve nasıl yaptıklarıyla ilgileniyorsanız.

Bu film sonrası geriye dönüp baktığınızda Beethoven ile ilgili öğrendiğiniz en önemli şey ne oldu?
Film öncesinde, Beethoven ile ilgili çok derin bilgiye sahip olmadığımı itiraf etmeliyim. İnanıldığı şekliyle, kötü huylu bir adam bulacağımdan endişe duyuyordum. Ancak, sevgi, arkadaşlık, iyimserlik duygularıyla dolu ve mizah anlayışı olan bir kişi ile karşılaşmak beni çok keyiflendirdi. Onu çok sevmeye başladım. Her şeyin ötesinde müziğinde var olan çeşitlilik ve kalite konusunda duyduğum hayranlığı ifade etmem mümkün değil; tek kelimeyle olağanüstü.

Daha derine inersek, onun müziğinde insane dair ne buldunuz?
Biz insanoğlunun yapabilme, yaratabilme kudretinin pek çok örneğini buldum. Keşke, gezegendeki her bir insan oturup bu filmi seyredebilse! İşte, o zaman, herkes Beethoven’ın müziğindeki güzelliği, sevgiyi, aşkı, açık yürekliliği ve iyimserliği görebilirdi.

Çalışmalarınıza Türkiye’den nasıl ulaşabiliriz?
Filmlerime internet sitemizden ulaşabilirsiniz: http://www.seventh-art.com Bunun dışında, Türkiye’deki opera evleri ve konser salonlarından gelebilecek davetlere açığım. Filmlerimi gösterip seyircilerle bunlarla ilgili konuşmayı çok isterim. Hatta, birlikte çalışmaktan büyük keyif duyduğum Ronald Brautigam gibi mükemmel bir piyanistin resitaliyle birleştirilmiş bir film gösterimi bile sunabiliriz. Neden olmasın?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s