Sergei Prokofiev’den Çocuklara: “Peter ve Kurt”

peter

“Prokofiev, çocukları, dizginlenemez yaratıcılıkları, oyun ve eğlence duyguları ve saflıklarından dolayı hep çok sevmiş; çocuk olmanın anlamını, bir çocuğun nasıl düşündüğünü hiç bir zaman unutmamıştır. Bunun kanıtı, onun çocuklar için yazdığı müziklerde saklıdır”. 1987 yılında, Sergei Prokofiev’in biyografisini yazan Harlow Robinson’a ait bu sözler, Rus bestecinin “Peter ve Kurt” isimli senfonik masalını inceleme çabamıza ışık tutan bir değerlendirme olarak kabul edilebilir.

Prokofiev’in (1891-1953) yapıtlarına baktığımızda, bestecinin masallar ve hikayelerden sıklıkla ilham aldığını görebiliyoruz. Bu karakterdeki eserlerin bir bölümü, doğrudan çocuklara seslenirken, diğer bölümü de çocukluğun dünyasına, Prokofiev’in açtığı müzikli pencereler yoluyla bakmamıza yardımcı olmaktadır.

Hans Christian Anderson’dan “Çirkin Ördek” (The Ugly Duckling), Prokofiev’in ilk kullandığı masaldır. Masalın adını taşıyan şarkı piyano eşliğinde icra edilir ama çocuklar için bestelenmiş bir eser değildir. Besteci, 1932 yılında “Çirkin Ördek”in orkestra için düzenlemesini de yapmıştır. 1918 yılında yazdığı “Yaşlı Bir Büyükannenin Öyküleri” (Tales of An Old Grandmother), sonraki yıllarda “Külkedisi” (1940-1944) ve “Taş Çiçeğinin Öyküsü” (A Tale of the Stone Flower) (1948-1953) isimli bale yapıtlarında yine hikayelerin ya da masalların öne çıktığını görürüz. Prokofiev’in eserleri arasında pek çok çocuk şarkısı ve piyano parçası bulunmaktadır; örneğin 1935 yılında bestelediği “Music for children, Op. 65”. Bu yazının ana konusu olan “Peter ve Kurt” ise Prokofiev’in 1936 yılında bestelediği çocuklara yönelik öğretici bir eser olmakla birlikte, güçlü yapısı ve eğlendirici doğasıyla büyüklerin de ilgisini çekmektedir. Senfoni orkestrası eşliğinde anlatılan “Peter ve Kurt”, bir yandan çocukları, orkestrada yer alan çalgılar ile tanıştırırken, diğer yandan müzik yoluyla masalların etkili bir şekilde aktarılabileceğinin en önemli örneklerinden olmuştur.

“Peter ve Kurt”ta her bir karakter, bu makalede de ifade edileceği üzere, bir çalgı ya da çalgı grubuyla ve müzik teması ile temsil edilir. Bu anlatım özelliği, çocukların müzik eğitimi açısından çok yararlıdır. Prokofiev’in bu anlatımdaki renkli ve yaratıcı orkestrasyonu hayranlık uyandırır. Eserde, “Peter ve Kurt”un öyküsünü sunan bir de anlatıcı bulunmaktadır. Bugüne kadar pek çok önemli orkestra tarafından çalınan ve kaydı yapılan eser birbirinden ünlü anlatıcılarla da anılmıştır: Jacqueline du Pré, Leonard Bernstein, David Bowie, Sean Connery, Edna Everage, Boris Karloff, Ben Kingsley, Christopher Lee, Jack Lemmon, Sophia Loren, Joanna Lumley, Patrick Stewart, Sting, Sharon Stone, Peter Ustinov…

Hikaye

“Peter ve Kurt”un hikayesi kısaca şu şekilde özetlenebilir: Peter, Rusya’da bir köyde, dedesi ile yaşayan bir çocuktur. Bir gün doğada gezinirken bir ördek, bir kuş ve bir kedi görür. Kedi, kuşu yakalama gayreti içindedir; ancak, neyse ki Peter kediyi korkutup kuşu kurtarmayı başarır; kuş ağaca tırmanmış, kediden kurtulmuştur. Bu arada, Peter’in dedesi, ormanda tek başına gezdiği için onu azarlar ve hemen eve dönmesini ister; ormanda bir kurdun ona saldırabileceği endişesini taşımaktadır. Peter, eve döner. Ancak, bulunduğu güvenli yerden kurdun hayvanlara doğru ilerlediğini görür. Kurt, ördeği midesine gönderir, kuş ile kediyi de rahat bırakmaz. Bu haliyle kurt, sadece diğer hayvanlar için değil bütün köy halkı için tehlike anlamına gelmektedir. Peter, daha sonra, dedesinden habersiz, sessizce evden çıkar, kuşun yardımını da alarak bir iple kurdu kuyruğundan yakalamayı başarır. Avcılar olay yerine geldiklerinde, amaçları kurdu ortadan kaldırmaktır. Ama, Peter onları, kurdu, hayvanat bahçesine götürmelerinin iyi olacağı konusunda ikna eder. Peter’in önderliğinde yola çıkılır. Bu arada duyduğumuz ses, ördeğe aittir; kur, ördeği aceleyle bir bütün olarak midesine yollamıştır.

Prokofiev’in eserinde, keman, viyola, çello ve kontrbastan oluşan yaylılar dörtlüsü, Peter’i temsil etmektedir. Peter, ormandaki hayvan arkadaşlarını selamlarken yaylıların sesi adeta uçuşur; hafif ve neşe dolu bir anlatım vardır. Daha sonraki dakikalarda Peter, kurdu etkisiz hale getirmeye çalışırken daha temkinli bir hava sezilir. Eserin sonunda, Peter’in kurdu yakalamasının ardından yaylılar zafer duygusu verir. Flüt, kuşu anlatır. Kanat çırpmalarda hızlı tempo duyulur. Obua, ördek ile eşleştirilmiştir; ördeğin paytak paytak yürümesi, küçük gölde yüzmesi obuanın sesinden anlaşılır. Kediyi anlatan ise klarinet olur; kuş ve ördeği gafil avlamaya çalışan kedi, çimenlerin arasından sessiz sesiz yaklaşır önce. Kurda yem olmamaya çalıştığı anlarda ise ağaca tırmanır ve klarinetin sesi yükselir. Peter’in büyükbabası fagotun sesinde hayat bulur. Tempo düşüktür çünkü yaşlı bir insanın ağır ağır yürümesi anlatılır. Kurda gelince: 3 Fransız kornosu onun emrindedir; havada tehlike sezilir, kötü şeylerin olacağı duygusu yaratılır. Son olarak timpani ve davullar, kurdu yakalamaya çalışan avcıları anlatır; avcılar, kurdu korkutmak için havaya ateş açarlar.

Peter ve Kurt’un Doğuşu

1935 yılında, Moskova’daki Children’s Music Theatre, Natalia Satz’ın yönetimindeydi. Satz, Stalin döneminde mahkumların tutulduğu bir kampta hayatta kalmayı başarmış, zamanını çocuklarda sanat ve müzik sevgisini geliştrimeye yönelik çalışmalar yapmaya adamış bir kişiydi. O sıralarda çocuklar için yeni bir tiyatro açılacaktı ve Satz da, bu yeni binanın açılışını, çocukları bir orkestrada bulunan çalgılarla tanıştıracak bir eserle yapabilmenin hayalini kuruyordu. Prokofiev, Satz’ın önerisini heyecanla kabul etti ve şöyle dedi: “Her bir hayvan ya da kuş, tek bir enstrüman, çok katmanlı insan karakteri ise bir yaylılar grubu tarafından anlatılacak… Zıtlıklar yaratmalıyız; kurt ile kuzu, iyi ile kötü, büyük ile küçük. Karakterlerdeki farklılıklar ayrı enstrümanlar ve her birine ait özel motiflerle anlatılacak”. Natalia Satz, hikayeyi yazması için bir söz yazarından yardım aldı.

Ancak, ortaya çıkan çalışma Prokofiev’i tatmin etmedi. Bunun üzerine, besteci eserin öyküsünü kendisi yazdı. Çok kısa bir süre içinde tamamlanan “Peter ve Kurt”, önce Prokofiev’in piyanoda, Satz’ın da anlatıcı olduğu bir programla çocuklara tanıtıldı ve çok beğenildi. Birkaç gün sonra verilen halka açık ilk konser ise pek ilgi çekmedi. Neyse ki, kısa bir süre sonra Moskova’da düzenlenen bir diğer konserde eser hakettiği ilgiyi topladı.

Peter ve Kurt’un Sinemaya Uyarlaması

Prokofiev’in “Peter ve Kurt”u, merkezi Londra’da bulunan Breakthru Film tarafından 2006 yılında animasyon film olarak sinemaya da uyarlandı. Suzie Templeton’ın yönettiği bu başarılı film, 2007 yılında En İyi Kısa Animasyon Film dalında BAFTA adaylığı aldı; sonraki yıl da zafere ulaştı: 2008 yı- lındaki En İyi Kısa Animasyon Film dalında verilen Oskar, “Peter ve Kurt”un oldu. Filmde, Prokofiev’in eserini The Philharmonic Orchestra seslendirdi. Polonya’nın dünyaca ünlü Se-ma-for stüdyolarında hazırlanan bu animasyonun yapımı 5 yıl sürdü ve 1.5 milyon sterline mal oldu. Filmin çekimlerine başlanmadan önce bilgisayar teknolojisi kullanılarak bütün hikayenin “storyboard”u hazırlandı; set ve kuklaları hazırlamak tam 5 ay sürdü. Filmdeki Rus kasabasını hazırlamak içinise 4 ay gerekti.Bunlara ek olarak, Templeton, Rusya’ya özgü atmosferi yakalamak için, ülkeyi filmin çekimi başlamadan önce ziyaret etti. Prokofiev’in müziğine yakışan kalitedeki bu filmin prömiyeri, Londra’nın ünlü mekanı Royal Albert Hall’da yapıldı.

Yönetmen Suzie Templeton, filmde Prokofiev’in eserine özünde sadık kalmış ancak 21. yüzyılın dokusunu da başarıyla yansıtmış. Çevrecilik, hayvan hakları gibi konularda mesajların da bulunabileceği bu animasyon filmde Templeton, Prokofiev’den farklı olarak, anlatıcı kullanmamış. Ancak, film izlendiğinde, bunun yerinde bir karar olduğu anlaşılıyor. Senaryosu büyük bir titizlikle 22 kez yazıl- dıktan sonra son halini alan filmdeki görsel detaylar, anlatıcı rolünü zaten gereksiz kılıyor. Templeton’ın filmindeki kuklalar da son derece başarılı. Örneğin, Peter’in kuklası son halini alana kadar, Ewa Maliszewka tam 9 versiyon hazırlamak durumunda kalmış. Filmin şiirsel anlatımı, gerçekçi dokusu, kullanılan renklerin derinliği ve doğruluğu, animasyon filmlerinin de birer sanat eseri olabileceğinin en kuvvetli göstergeleri.

Filmin DVD’si pek çok farklı özel seçeneği de barındırıyor. Sırasıyla; yönetmenin yorumları, sahne arkasını anlatan bir belgesel, Peter ve Kurt’un yapımı, Peter ve Kurt’un müzikal temaları, bir atölye çalışması ve hikayenin resimlerle anlatımı. Sonuç olarak, Peter ve Kurt’un Suzie Templeton tarafından yönetilen filmi arşivimizde olması gereken, ailecek keyifle ve hayranlıkla seyredilecek bir çalışma.