Gustav Holst ve Gezegenler “The Planets”

21 Eylül 1874 – 25 Mayıs 1934 tarihleri arasında yaşayan Gustavus Theodore von Holst, Britanya’nın klasik müzik dünyasına armağan ettiği en önemli besteciler arasındadır. Holst, hayatı boyunca solo şarkılardan oda müziklerine, konçertolardan operalara kadar pek çok esere imza atmış olsa da, kazandığı büyük başarıdan dolayı, çoğunlukla, “Gezegenler”in (The Planets) bestecisi olarak anılmaktadır. Bu yapıtın gördüğü ilgi sonucu, Holst’tan yeni “Gezegenler” yaratması beklenirken o, tepki göreceğini bile bile, kendini tekrarlamamak için farklı kaynaklardan beslenerek farklı çalışmalarla besteci kimliğini kendi bildiği yolda çizmiştir.

Gustav Holst’un büyük dedesi Mathias (1767-1854), pek önemli olmasa da piyano eserleri yazan bir besteciydi. 19. yüzyılda İngiltere’ye yerleşmek üzere Riga’dan ayrıldı. İsveç kökenliydi, kuzenleri Alman, eşi Rus idi. Mathias’ın oğlu Gustavus Valentin (1799-1871) İngiltere’de Cheltenham’a yerleşti ve bir İngiliz kadınla evlendi; bu evlilikten, sonradan bir müzisyen olacak, Adolph (1846-1901) isimli bir çocuğu oldu. Adolph von Holst, org çalıyor, koro şefliği yapıyor, piyano resitalleri ve dersleri veriyordu. Eşi Clara von Holst ise bir şarkıcıydı. Gustav Holst, işte bu evlilikten doğdu. Sağlık açısından kırılgan bir yapıya sahipti; miyop ve astımlıydı. 1882 yılında henüz sekiz yaşındayken annesini kaybetti. Clara’nın bu zamansız ölümü karşısında baba Adolph tekrar evlendi ve bu ikinci evlilikten iki çocuğu daha oldu.

Çocukluğunda keman ve piyano çalmayı öğrenen Holst, beste yapmaya 12 yaşındayken başladı. O sıralar Cheltenham Grammar School’da öğrenciydi. Holst’un arzusu piyanist olmaktı. Ancak, sağ omzundaki nevritten dolayı bu mümkün değildi. Babası, bunun üzerine, onu trombon çalmaya teşvik etti ve böylece trombon, Holst’un esas enstrümanı oldu. Holst, 17 yaşına geldiğinde Cheltenham yakınlarındaki köy korolarını yönetiyordu. 1893 yılında, Londra’da bulunan Royal College of Music’e girdi. Daha sonra burs kazandı. Bu okulda, Britanya müziğinin 19. yüzyılda yaşadığı rönesansın önde gelen isimlerinden Charles Stanford ile komposizyon çalıştı. Holst, Stanford’dan disiplin ve öz eleştiri yapmayı öğrendi. Ayrıca, Hoyte ile org, Sharpe ile piyano çalıştı. İlk yazdığı müziklerde Wagner’in izlerini bulmak mümkündü; Covent Garden’da düzenlenen Wagner gecelerinde ayakta bekler, performans bittikten sonra evine ateşli bir heyecan içinde dönerdi.

1895 yılında, aynı okulda öğrenci olan Ralph Vaughan Williams ile karşılaştı; bu karşılaşma Holst ve Williams’ın hayat boyu sürecek arkadaşlıklarının başlangıcıydı. Britanya klasik müzik tarihine damgalarını vuran bu iki besteci, yaptıkları eserleri ilk önce birbirleriyle paylaştılar; birbirlerinin fikirlerine her zaman önem verdiler. Holst’un İngiliz halk ezgilerinden etkilenmesi Ralph Vaughan Williams yoluyla olmuştur. Ancak, her iki bestecinin müzikleri farklı özelliklere sahiptir. Holst’un Cecil Sharp’a adadığı geleneksel şarkılara dayanan “A Somerset Rhapsody” (1906-1907) ve Vaughan Williams’a adadığı, melodileri kendine ait olan “Two Songs without Words” (1906), Holst-Williams arkadaşlığının etkilerini anlamamıza yardımcı olan yapıtlardır.

Holst, öğrenciliği sırasında William Morris’in evinde Hammersmith Sosyalist Korosu’nu yönetmek için davet aldı. Onlara Morley’nin madrigallerini ve Purcell’ın koro eserlerini öğretti. Korodaki en genç soprano (sonradan evlenecekleri) Isobel Harrison’a, burada aşık oldu. Holst’un Hindu felsefesi ve kültürüne, Sanskrit edebiyatı ve diline ilgisi muhtemelen Morris’in evinde başladı. Sanskritçe okumayı öğrenen Holst, bu kaynaklardan ilham alarak daha sonra bir perdelik operası “Savitri” (1908) ve Hinduizmin kutsal metni “The Rig Veda”dan çeviriler yaparak dört setten oluşan “Choral Hymns from the Rig Veda”yı (1908-1912) yazdı.

Gustav Holst’un Royal College of Music’teki eğitimi 1898 yılında tamamlandı. 1900 yılına kadar Carl Rosa Opera Company ve 1900-1903 yılları arasında da Glasgow’daki Scottish Orchestra’da tromboncu olarak çalıştı. Buralardaki tecrübeleri, ona bir or- kestranın ne anlama geldiğini ve işleyişini öğretti. 1901 yılında Isobel ile evlendiğinde Holst, tromboncu olarak hayatını kazanması gerektiğine inanıyordu çünkü yayınladığı koro şarkılarından kazandığı para ile yaşamaları çok zordu. Ancak, turnelerle ve yolculuklarla geçen iki yılın sonunda, besteciliğe hiç zaman ayıramadığını gördü ve trombonculuğu bırakmayı göze aldı. Bunun ardından gelen sıkıntılı bir dönemde eşi Isobel, bir süre terzilik yaparak geçimlerini sağlamaya çalıştı.

Holst, tam o sıralar Dulwin’deki James Allen’s Girls’ School’dan bir öğretmenlik teklifi aldı. O dönemden başlamak üzere yaşamının sonuna kadar pek çok okulda öğretmenlik ve müzik direktörlüğü yaptı. Gustav Holst, halk ezgilerini, madrigalleri ve kilise müziğini içeren İngiliz vokal ve koro müziği geleneğini tekrar canlandırarak İngiltere’deki okulların müzik eğitimine öncü katkılarda da bulundu. Koro eserleri konusunda çok yetenekliydi; sevilen çalışmalarından biri, 1917 yılında yazdığı “İsa’nın İlahisi” (The Hymn of Jesus) oldu. Bu eser, Holst’un koro müziği besteleme konusunda sahip olduğu yeteneğin en önemli örneği olarak kabul edilir.

Holst, alışılmış bir öğretmen değildi. Ders kitaplarına ve sınavlara karşıydı. Onun düşüncesine göre “yaparken öğrenmek” önemliydi. Holst’un öğretmenlik yaptığı okullar arasında, ölene kadar görev yaptığı St Paul’s Girls’ School, Hammersmith (1905-34) bulunuyordu. Bu okulda kullandığı oda, günümüzde “Mr Holst’s Room” olarak muhafaza edilmektedir. Bestecinin sevilen eserleri arasında yer alan “St Paul’s Suite” (1913), okulun orkestrası için yazdığı neşeli bir süit olup İngiliz halk şarkılarının özelliklerini taşıyordu. Holst, 4 bölümden oluşan bu eserin final bölümünde “The Dargason” ve “Greensleeves” isimli İngiliz halk melodilerini kullanmıştır.

Holst, St Paul’s Girls’ School’da görevine devam ederken 1907-1924 yılları arasında Morley College’da da işçi sınıfından gelen kadın ve erkeklerin oluşturduğu orkestra ve koroları yönetti. Buradaki çalışmaları, Holst’un sosyalist yanını anlamada önemli bir işlev görebilir.

1. Dünya Savaşı yılları. Bu dönemde Holst, miyop ve nevrit hastalığından dolayı savaşa alınmadı. Ancak, 1918 yılının sonbaharında YMCA’in ordu müzik eğitimiyle uğraşmak üzere Orta Doğu’ya gönderildi; buradaki birliklerde askerlik görevini tamamlamayı bekleyen yüzlerce öğrenci vardı. Selanik ve İstanbul’da konserler verdi.

Holst, 1923 yılında Reading’deki Univer- sity College’da bir öğrenci orkestrasını yönetirken dengesini kaybederek podyumdan düşüp kafasını çarptı. İlk önceleri bu durum fazla rahatsızlık vermese de University of Michigan’daki çalışmalarını tamamlayıp İngiltere’ye döndükten sonra uykusuzluk nöbetleri ve yinelenen başağrıları ortaya çıktı. Bu sorunlar, Holst’un psikolojik durumunu da etkiliyordu. Doktorunun kesin isteği üzerine 1924 yılını Essex’de, gürültüden uzak Thaxted isimli kasabada geçirdi. Holst, buradaki günlerini “gerçek bir bes- tecinin hayatı” olarak tanımlamaktadır. Bu dönem eserleri, hayranları tarafından çok “karanlık” bulunsa da Holst, hissettiği ve inandığı müziği yapmaktan hiç bir zaman ödün vermedi. 1925 yılında Londra’ya döndüğünde öğretmenlik yükünü bir hayli azaltmak durumunda kalan Holst, besteci- lik faaliyetlerine böylece daha fazla zaman ayırabildi. Londra’da, bir kaç yıl önceki kadar populer olmadığını görmek Holst’u mutlu etti. Eleştirmenler Holst’un son dönemde yazdığı eserleri çok sert ve soğuk buluyorlardı. Yakın arkadaşı Ralph Vaughan Williams bile “Choral Symphony”nin prömeriyerinden sonra esere biraz mesafeli durup, Holst ile müzikal açıdan ayrılmama ümidi taşıdığını ifade etti. Ancak, Holst, belki de Hindu felsefesinin de etkisiyle, zaman zaman bu tür “ayrılmaların” yararlı olabileceğine ve senfonisinin de daha önce yazdığı diğer eserler kadar iyi olduğuna inanıyordu.

Holst, 1927 yılında Britanya edebiyatının önemli isimlerinden Thomas Hardy’nin “The Return of the Native” isimli romanından esinlenerek “Egdon Heath” başlıklı senfonik şiirini yazdı ve eseri “En iyi eserim” diye tanımladı. Müziğin diliyle çizilen bir doğa tablosu güzelliğini taşıyan bu eserde Holst, karanlık bir atmosfer yaratmıştı. “Egdon Heath”, bestelendikten bir yıl sonra New York Symphony Orchestra tarafından icra edildi.

Olgunluk yıllarında ödüllerden hoşlanmasa ve bunları geri çevirse de 1930 yılında Yale Üniversitesi’nin sanata katkılarından dolayı verdiği “Howland Memorial Prize” ve Royal Philharmonic Society’nin altın madalya- sını almaktan memnuniyet duydu. Holst, 1932 yılında, Harvard Üniversitesi’nin daveti üzerine konuk öğretim görevlisi olarak Amerika’ya komposizyon dersleri vermeye gitti; burada başarılı çalışmalar yaptı. Ancak, Harvard’daki yoğun çalışma temposunun ardından ülser nedeniyle hastanaye kaldırıldı. İngiltere’ye geri döndüğünde sağlığı kısa bir süre sonra düzelse de kendisini eskisinden daha yaşlı hissettiğini ifade etti.

1933 yılında viyola ve orkestra için “Lyric Movement” ve St Paul’s Girls’ School’daki öğrencileri için “The Brook Green Suite” gibi eserleri yazan Holst, 1934’ün başında geçirdiği ülser ameliyatından iki gün sonra 5 Mayıs 1934 tarihinde kalp yetmezliğinden öldü. Holst’un vedası, Elgar’ın ölümünden dört hafta sonraya, Delius’un ölümünden iki hafta önceye rastlamıştı. Bestecinin külleri, Chichester Katedrali’nde gömülüdür.

İngiliz besteci Holst’un ilk dönem müziklerinde Grieg, Wagner, Richard Strauss ve Vaughan Williams’dan etkilendiği görülmektedir. Ravel, Stravinsky, Hindu dini ve kültürüne duyduğu ilgi, İngiliz halk ezgileri sevgisi, müziğindeki Wagner ve Strauss etkilerini azaltmış ve tüm bu etkileşimleri özümseyerek Holst, kendine özgü sesini bulmayı başarmıştır. Holst’un müziğinde ritm çok önemlidir. Ritmden yoksun müzik, ona hep eksik gelmiştir. Amatör müzisyenlere karşı son derece töleranslı ve yol gösteren bir yaklaşımı benimsemesine rağmen profesyonel müzisyenlikte “ikinci sınıf ” müziğin olamayacağını vurgulamıştır.

Gezegenler – The Planets

“Gezegenler” yani “The Planets”, Gustav Holst’un 1914-1916 yılları arasında bestelediği 7 bölümden oluşan görkemli bir senfonik süittir. Eserdeki her bir bölüm, güneş sistemindeki bir gezegeni anlatır. Ancak, bu anlatım içerisinde, Dünya ve eserin bestelendiği dönemde henüz keşfedilmemiş olan, günümüzde ise artık “Cüce Gezegen” olarak adlandırılan Plüton yer almaz. Holst’un anlatımı, çoğu kez düşünüldüğünün aksine “astronomik” bir bakışı içermez; bunun yerine Holst, astrolojinin penceresinden bakmış; gezegenlerin astrolojideki özelliklerini gözönünde bulundurarak bunların insan doğası ve yaşamı üzerindeki etkilerini ifade etmiştir. Holst’un müzisyen olan kızı Imogen’a göre, “Gezegenler”deki astroloji etkisi, bestecinin arkadaşı Clifford Bax ve gerçek adı Frederick William Allan olan Alan Leo isimli yazarın “What’s a Horoscope?” isimli kitabından gelmektedir. Leo’nun kitabındaki bazı bölüm başlıklarını Holst, gezegenleri adlandırırken kullanmıştır. “Gezegenler”deki her bir bölüm, gençlikten yaşlılığa doğru giden bir yolculuğun durakları olarak da algılanabilir; bu nedenle müzikal anlamda, eserin bölümleri insanın hayatındaki yedi ayrı yaş dönümünü ifade eden metaforlar olarak yorumlanabilir. Astrolojik açıdan gezegenlerin zıt karakterleri, Holst’un müziğine de yansımış ve ortaya, İngiltere’de o güne kadar yapılanlara benzemeyen bir eser çıkmıştır.

Holst, 1. Dünya Savaşı patlak vermeden hemen önce Mars’ı bestelemiş; en son Merkür’ü yazarak eseri, 1916 yılında tamamlamıştır. Holst, bu yapıtını öncelikle piyano üzerinden çalışarak bestelemiştir. Bu amaçla kullandığı piyano, İngiltere’nin Cheltehham kasabasında bulunan Holst Müzesinde sergilenmektedir.

Holst’un “Gezegenler”i bestelemeye başlamadan önceki dönem, iki önemli besteci; Arnold Schoenberg ve Igor Stravinsky, İngiltere’de konser vermişlerdi. Bu iki önemli ismin Holst üzerinde etkisi olduğu düşünülmektedir. Örneğin, Schoenberg, İngiltere ziyaretinde “Five Orchestral Pieces, Op. 18” isimli ultra-modern eserini çalmıştı; “Gezegenler”i bestelerken Holst da eserine ilk önce “Seven Orchestral Pieces” adını vermişti. “Gezegenler”, ölçeği ve biçimiyle Holst’un Schoenberg’den ilham almış olabileceğini göstermektedir. Igor Stravinsky’ye gelince: O da İngiltere’deki konserinde “Bahar Ayini” (Le sacre du printemps) isimli eserini yönetmişti: “Gezegenler”in ilk bölümünü oluşturan Mars’ta orkestranın alışılmadık şekilde kullanılmasında, disonantlar ve ölçülerde Stravinsky etkisi olduğu belirtilmektedir.

Gustav Holst, orkestrasyon konusunda çok başarılıydı. Ralph Vaughan Williams, yaptığı eserlere son halini vermeden önce muhakkak Holst’un fikrini alır ve bundan sonra eserlerini tamamlanmış kabul ederdi. “Gezegenler”, Holst’un lirik ve dramatik bir anlatımı ilginç motiflerle süsleyip çok zengin bir orkestrasyon sunduğunun güzel bir kanıtıdır. Besteci, bu eserinde büyük bir orkestra kullanmıştır: bas obuanın da bulunduğu 16 üflemeli çalgı, tenor tubanın da olduğu 15 bakır çalgı, ayrıca tam takım yaylılar… ve eserin sadece son anlarında duyulan koro.

“Gezegenler”, 1. Dünya Savaşının devam ettiği bir dönemde Henry Balfour Gardiner’in sayesinde, ilk kez, Queen’s Hall’da 1918 yılındaki bir konserde özel bir seyirci grubu karşısında icra edilmiş; orkestrayı o sıralar gencecik bir şef olan Adrian Boult (1889-1983) yönetmiştir. Eserin bir İngiliz besteciden beklenmeyen özellikleri, izleyenleri çok şaşırtmıştır. Ayrıca, seyirci Mars’ı, o sıra devam eden savaşın bir tasviri olarak algılamıştır. Ancak, ilginç olan eserin bu bölümünün, savaştan önce bestelenmiş olması gerçeğidir. “Gezegenler”in halkla buluştuğu ilk konser ise 1920 yılındadır. Bu konser sonrası, deyim yerindeyse, Gustav Holst bir “celebrity” oluvermiştir.

Ancak, “Gezegenler” ile kazandığı başarı Gustav Holst’u her zaman rahatsız etmiştir. Arkadaşı W. G. Whitaker’a yazdığı mektupta kullandığı şu ifade önemlidir: “Bu durum, bana, bir kişinin yere göğe sığdırılamadığında onun için işlerin iyi gitmeyeceği gerçeğini görmemi sağladı.” Holst’un bir başka sözü daha, şöhret olmaktan duyduğu memnuniyetsizliği anlamamıza yardımcı olur: “Yaptığınız iş, beğenilmediğinde üzülmeyin; yolunuza devam edin. Bilin ki bu yolla insanların kendinizi tekrar ettirmesi tehlikesini bertaraf etmiş olursunuz.”

Holst, yaşamı boyunca maddiyatçı olma- mıştır. Örneğin, “Gezegenler”in kazandığı başarıdan sonra 2-3 yıl boyunca göreceli bir varlıklı dönem geçirmesine ve eşi, hem şehirde hem kırda olmak üzere iki ayrı evde yaşamaktan hoşnut olsa da Holst için nere- de yaşadığının hiç bir önemi yoktu. Onun için önemli olan tek şey, beste yapabilmesi için gereken sessiz ve sakin bir yer bulabilmekti.

“Gezegenler”in 1918 yılındaki ilk icrasında orkestrayı yöneten Adrian Boult, uzun kariyeri boyunca bu eseri tam 5 kez kaydetmiştir. Ancak, Boult’un kayıtlarındaki süreler Holst’un kayıtlarından farklıdır. Holst, 1923 ve 1926 yıllarında olmak üzere “Gezegenler”i London Symphony Orchestra ile 2 kez kaydetmiş olup bu kayıtlar antika eser değerindedir ve süreleri açısından tutarlılık taşımaktadır. Holst’un 1926 kaydında her bir bölüm için kullandığı süreler şöyledir: Mars – 6:07; Venüs – 7:13; Merkür – 3:29; Jüpiter – 6:55; Satürn – 6:51; Uranüs – 5:51; Neptün -5:29. Tamamen akustik olarak yapılan ilk kayıt esnasında eserin “Venüs” isimli bölümü 13 kez tekrarlanmış ve stüdyodaki sıcak ve boğucu hava sonucu kornocu baygınlık geçirmiştir.

Eserin Bölümleri

Holst’un görkemli eseri “Gezegenler”, “Mars: The Bringer of War” ile açılır. Besteci, burada Mars’ı “savaş getirici” özellikleriyle anlatmaktadır. 1. Dünya Savaşının hemen öncesinde, 1913 yılında, İspanya’daki Majorca tatili sırasında bestelenmiş olsa da Mars, adeta savaşın beraberinde getireceği yıkımı, yarattığı korku atmosferini, apokaliptik bir resim çizerek anlatmaktadır. Raymond Head’in “Gezegenler”in gençlikten yaşlılığa doğru bir yolculuk olduğu yoru-munu gözönüne aldığımızda Mars, gençliğin kaotik enerjisini ve bu enerjinin nasıl kötüye kullanılabileceğini göstermektedir.

“Venus: the Bringer of Peace” ise kaos sonrası ümidi, barışı, düzeni anlatırken Mars ile zıtlık oluşturur. Venüs, insan doğasındaki enerjinin kötü bir biçimde kullanıldığında yaşanabilecek yıkımın karşısında ümit vaadeder. Solo kornolar, arp, üflemeliler, yaylılar… hepsi Venüs’ün barış şarkısına katkıda bulunurlar.
Eserin üçüncü bölümünü oluşturan Merkür, “Mercury: the Winged Messenger”, kısa ve parlak bir scherzodur. Merkür, dünyamız ve başka dünyalar arasında kanatlı bir elçidir; barış içinde olunduğunda insan doğasının olumlu yönde gelişeceğini işaret eder.

“Jupiter: the Bringer of Jollity”, yapıtın en çok bilinen bölümüdür. “Gezegenler”in tamamını hiç dinlememiş olanların bile “Jüpiter”i duymuş olma olasılıkları çok yüksektir. Adından da anlaşılacağı üzere Holst, Jüpiter’i “neşe getirici” olarak isimlendirir; bolluk, mutluluk vardır. Holst, daha sonraki yıllarda, Jüpiter’in orta bölümünde yer alan inanılmaz güzellikteki melodiyi Cecil Spring Rice’ın sözlerine (I wow to thee, my country) uyarlamıştır. Bu, Prenses Diana’nın 1981’deki evlilik ve 1997’deki cenaze törenlerinde de seslendirilmiştir.

Beşinci bölümde dinlediğimiz “Saturn: the Bringer of Old Age”, geçen zamanın “tik tak”larını kullanarak yaşlılığa doğru yol aldığımızı hatırlatır. Satürn, aslında bir cenaze marşıdır; karanlık duygusu ve ağırbaşlılık öne çıkar. Holst’a göre, Satürn, fiziksel anlamda yaşlanmanın getirdiği çöküntüyü anlatsa da aynı zamanda tecrübelerin özümsenmesi sonucu duyulan bir tatmin duygusunu da içerir.

Eserin altıncı bölümü Uranüs, büyücü olarak adlandırılır: “Uranus: the Magician”. Hızla değişen müzik insanın değişken doğasını hatırlatır. Ve finalde Neptün yer alır: “Neptune: the Mystic”. Mistik olarak tasvir edilen Neptün, öteki dünyaya aitmiş hissi uyandırır. Neptün, dıştaki gezegendir; uçsuz bucaksız evrende yaşlanarak ulaştığımız son noktayı, yolculuğumuzun son aşamasını anlatır. Eserin finalinde kullanılan sözsüz kadın korosu yavaş yavaş duyulmaz oldu- ğunda adeta uzayın boşluklarında kaybolup gitmişizdir.

Daha önce de belirtildiği üzere Holst’un “Gezegenler”i yazdığı dönem “Plüton” henüz keşfedilmemişti. 1930 yılında keş- fedilen gezegen için Holst, sonrasında bir ekleme yapmadı. Ancak, İngiliz besteci Colin Matthews, 2000 yılında Hallé Orchestra’nın siparişi üzerine “Pluto: the Renewer”ı yazdı (Plüton: Yenileştiren). Matthews’ın Plüton’u Holst’un eserindeki son bölüm olan Neptün’ün bittiği yerden başlamaktadır. Bu kayıtta Hallé Orchestra’yı Mark Elder yönetmektedir. Plüton, 2006 yılında gezegenler kategorisinden çıkarılmış ve “Cüce Gezegen” olarak adlandırılmıştır.

Kaynaklar:
Nicholas, J. (1997). The Classic FM Guide to Classical Music. Pavilion: Birleşik Krallık.
Reid, J. (Ocak 2011). An Astronomer’s Guide to Holst’s The Planets, Sky & Telescope.
Mellor, D. (Eylül 2000). Holst: The Planets, Classic FM.
Sadie, S. & Tyrrell, J. (Editörler). (2003). The New Grove Dictionary of Music and Musicians, OUP: Birleşik Krallık.
HolstMüzesiİnternetSitesiveRaymondHead’ın yorumları: http://www.holstmuseum.org.uk/

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s