copland1c3bcAaron Copland
(1900-1990)

Geçtiğimiz hafta kendime kendime “Aaron Copland Günleri” düzenledim. Bestecinin eserlerini dinlerken notlar da aldım. İşte bu notlardan bazıları aşağıdaki yazıyı oluşturdu.

Amerikan klasik müzik tarihinin en önemli bestecilerinden Aaron Copland, 1930 ve 1940’larda caz, Yeni Klasik ve folk ezgilerini kullanarak kendine özgü tarzını yaratmış ve ülkesinin ruhunu taşıyan eserlere imzasını atmıştır.

Aaron Copland, Polonya-Litvanya kökenli bir Yahudi ailenin çocuğu olarak New York Brooklyn’de dünyaya gelmiştir. Müzik ve piyano ile tanışması ablası Laurine’in etkisiyle olmuş; o dönemin saygıdeğer öğretmeni Rubin Goldmark’tan teori ve kompozisyon dersleri almıştır.

Copland, bir yandan ders alırken diğer yandan da New York’taki konser, bale ve opera etkinliklerini kaçırmamış, müziği daha iyi öğrenmek ve çalmak için şehrin kütüphanelerini aşındırmıştır. Gerekli parayı sağladıktan sonra 1921 yılında Paris’e giden Copland, orada Avrupalı duayenlerden Nadia Boulanger’in öğrencisi olmuş ve Yeni Klasik tekniği öğrenmiştir. Paris’teki sanatçıların yaşam tarzları da Copland’i çok etkilemiştir. Fontaineblau’daki Amerikan Konservatuvarı’nda kendini geliştiren Copland’e hocası Boulenger, hem kendisi, hem de Walter Damrosch yönetmindeki New York Senfoni Orkestrası ve Serge Koussevitsky yönetimindeki Boston Senfoni Orkestrası tarafından çalınmak üzere org için bir eser (Symphony for Organ and Orchestra) yazması için önemli destek sağlamıştur. Koussevitsky’nin Copland’ın müziğine duyduğu ilgi de bestecinin ün kazanmasına yardımcı olmuştur.

Copland, Paris’ten Amerikaya döndükten sonra, öğrendiği kompozisyon ve orkestralama tekniklerini eserlerinde uygulamaya koyulmuş ve o dönem yazdığı piyano konçertosu onun “modernist” olarak tanımlanmasına vesile olmuştur. Ancak, hemen not düşmeli; Copland hiçbir zaman fildişi kulede yaşayan bir besteci olmamıştır. 1930’larda Amerika’da yaşanan Büyük Buhran ve o dönemin sanatçıları arasında varolan sol eğilim Copland’ı etkilemiş; müziğinin dönemin konularını anlatmasını ve halk tarafından anlaşılır olmasını hedeflemiştir. İşçi sınıfına yakınlığı, komünizm paranoyasının yaşandığı McCarthy Amerikası’nda başını ağrıtmış olsa da Copland, çalışmalarına ününü perçinleyerek devam etmiştir. Özellikle karmaşık eserler yazmaktan vazgeçip halkın daha kolay anlayabileceği çalışmalara yönelmesi ve bu eserlerin radyo ve sinema yoluyla geniş kitlelere ulaşması Copland’ın çok sevilmesine neden olmuştur.

“Elmalı pasta kadar Amerikan” kabul edilen “El salon Mexico” (1933-36), “Billy the Kid” (1942), Rodeo (1942) gibi eserler; özellikle “Rodeo” balesindeki “The Four Dance Episodes” (yani “Buckaroo Holiday”, “Corral Nocturne”, “Saturday Night Waltz” ve “How-Down”) çok popüler olmuş ve Copland’in kendine özgün müzklerinin önemli örnekleri sayılmışlardır. Copland’in “Appalachian Spring” (1944) balesi Martha Graham için yazılmış olup Pennsylvania’daki çiftliklerin şiirsel bir portesini yansıtmaktadır. Copland’ın en rafine çalışması olarak nitlendirilen bu eserde Amerikan doğasının bütün renklerini ve duygusunu yakalamak müthiş keyiflidir.

copland1942 yılında yazdığı “Fanfare for the Common Man” besteciyle özdeşleşen bir diğer eser olurken Copland film müziklerinde de ses getiren çalışmalar yapmıştır. Örneğin, “The Red Pony”, “Our Town”, “Of Mice and Men” ve ona 1950’de Oscar kazandıran “The Heiress”in müziği. Copland, film müziklerini perdenin altına bırakılan ve filmleri ısıtmaya yardımcı olan küçük bir “lamba” olarak nitelendirmiştir.

Copland’in 1944-46 yılları arasında yazdığı 3. senfoni ise Koussevitzky’nin eşine itah edilmiş olup 2. Dünya Savaşı döneminin izlerini barındırır. Besteci, senfoninin son bölümünde “Fanfare for the common man”e atıfta bulunmaktadır. Copland, caz klarnet sanatçısı Beny Goodman için klarnet konçertosu da (1947-1948) bestelemiştir.

Copland 1958 yılında New York Filarmoni Orkestrası’nı yönetmiş ve bunun ardından gelen yıllarda uluslararası bir kariyer yapmıştır. Copland, konserlerinde diğer bestecilerin olduğu kadar kendi eserlerini de seslendirmiş ve bunların kayıtlarını da almıştır.

1960 yıllarda Copland, Amerikan müzik dünyasının “bilge” bestecisi olmuş ve Bernstein gibi genç müzisyenlere yol göstermiştir. Ancak Copland, 1970’lerin ortalarında Alzheimer’a yakalanınca besteciliği bırakmak durumunda kalmış; 1990’daki ölümüne kadar hep tıbbi müdahele altında tutulmuştur.

Kaynaklar: The Classic FM Guide to Classical Music, DK Classical Music, BBC Music, Naxos Music

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s