Shakespeare Soneleri Piyanoda

shakespeare

Shakespeare Soneleri Piyanoda

Tamer Kütükçü Sordu, Shakespeare Sonelerini Besteleyip İcra Eden Alper Almelek & Çalışmanın Piyano Refakatini Yapan Oğuz Kasap Cevapladı

Klasik müzik ile ilginiz hangi yıllara dayanıyor? Bu yolculuğunuzda kimlerin, üzerinizde etkileri oldu?

Oğuz Kasap: Müzik ile doğdum sayılır zaten. Babam gitar çalardı. Besteleri ile büyüdüm. Klasik müziğe ilgim ise ortaokulda başladı. Hiç unutmuyorum Milliyet gazetesinin müzik yarışması için Ankara’ya gelmiştik. Dolaşırken bir dükkânın içinden bir müzik sesi geliyordu. Bayıldım müziğe. Hemen dükkâna girdim. Çalan müzik Rimsky-Korsakov’un Şehrazad’ıydı. Ondan sonra devamı geldi. Ardından Büyük Bach ile tanıştım. Televizyonda bir film oynuyordu. Eski bir Türk filmi. Orada duydum ilk olarak Bach’ın müziğini. Kader herhalde. Türk filminde duyuyorum. Âşık oluyorum müziğe ve sonradan öğreniyorum Bach’ın olduğunu. Üniversiteye kadar Kütahya’da okudum. O zamanlar düşünüyorum da kaç kişi klasik müzik dinlerdi Kütahya’da. Bırakın çalmayı, kaç evde klasik dinlenirdi. Ama müziği çok sevdiğim için radyo dinlerdim. Kasetlere çeker yatarken dinler ve anlamaya çalışırdım. Zordu elbette. Sonra bir baktım ki müzisyen olmuşum. Gazi Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü’nü bitirdikten sonra piyanomu geliştirmek için Kanada’ya gittim. İSTEK Vakfı’nın Güzel Sanatlar Lisesi’nin solfej ve piyano öğretmeni aradığını söylediklerinde geri döndüm ve öğretmen olarak işe başladım. Şu anda SEV Okulları’nda çalışmaktayım.

Alper Almelek: 10 yaşlarında piyano eğitimine başladım ve sonra Ergican Saydam ile devam ettim. Amerika’da Maine Eyaleti’ndeki University of Southern Maine’de müzik eğitimine başladığımda ise, piyanoda Laura Kargul ile çalıştım. Arkasından bir sene California’da Sonoma State University’de Allan Cathcart’dan opera eğitimi aldım. Yine University of Southern Maine’de Bruce Fithian ile şan eğitimime devam ettim. Üniversiteden mezun olduğumda elimde ana branş olarak siyasal bilgiler ve yardımcı branş olarak da müzik diplomam vardı. O zamandan beridir de kendi bestelerime yoğunlaştım: klasik batı müziği, klasik Türk müziği, marşlar, tango, rock gibi farklı dallarda çalışmalarım var.

sh2

Nasıl tanıştınız ve beraber müzik yapmaya nasıl karar verdiniz?

Oğuz Kasap: Kader ağlarını ördü diyebiliriz. Alper’in güzel eşi Vedya Hocam ile aynı okulda çalışıyoruz. Vedya Hocam Alper’e bahsetmiş benden. Bir öğretmen geldi piyano çalıyor, tanışmalısın diye. Beraber buluştuk. Güzel keyifli bir sohbet ile başladı. Sonra müzik üzerine konuşmaya başladık. Her şey beni çok etkiledi ama en fazla etkileyen içtenlik ve heyecan oldu. Sohbet çok içtendi. Alper bana bestelerini dinletir dinletmez içtenliğe heyecan da karıştı. Unutmuyorum hiç. Dinlerken bunları benim çalmam gerekir diye düşündüm. Hatta hemen piyanonun başına gittik ve çalmaya başladım ki bu benim tarzım olan bir şey değildir asla. Çalmak istedim Alper’e. Sonrası geldi. Heyecanımız içtenliğimize karıştı. Ve bu güzel birliktelik doğdu. Tabi burada en büyük teşekkür Alper’in eşi Vedya Hocama. Bizi bir araya getirdi.

Shakespeare sonelerini bestelemek ilkin ne zaman aklınıza geldi? Bu projenizin öncesinde de bu bağlamda bir çalışmanız oldu mu?

Alper Almelek: Amerika’dan Türkiye’ye dönüş yaptığım 1995 yılından beri Shakespeare sonelerini bestelemekteyim. Şiire, müzikle farklı bir dokunuş katmak sihirli bir deneyim. Üstüne sahneye koymak ise bambaşka bir renk katıyor. 1998 yılında kendim dâhil toplamda 8 solist ile a cappela olarak sonelerin 16 tanesini (her solist için 2 adet sone ki iki ayrı perdede birer tane yorumlanarak) İstanbul Arnavutköy’de Robert Kolej’in amfiteatrında sahneledik. Adeta büyülü bir konser salonuydu. Açık havada, en fazla üç yüz kişiyi oturtabilen kolejin etkileyici kampüs ortamında ağaçların arasında adeta 17. yy. İngiltere’si kokuyordu ortam. Sonelerin seslendirmelerine zaman zaman tiyatro veya bale kullanarak mizansenler ekleyince seyirci üzerinde etkisi belirgin oldu. Hatta bir masal gibi konserimizi sunan iki sunucumuzun da, biri Türk, diğeri Avusturalyalıydı.

Peki, niçin Shakespeare ve niçin soneler diye sorsam?

Alper Almelek: Shakespeare hayatında 154 sone yazmış. Ben şu ana kadar 40 kadarını besteledim. Sonelere karşı büyük bir hayranlığım var. Sone şiirinin 14 mısraya bağlı olarak aslında 4 cümleden oluşması beni cezbediyor. Şair sonelerde aşkı, doğayı ve naif duyguları işliyor. Sonra tüm hünerini de sonenin son iki mısrasında dile getiriyor. Bir nevi zekâsı son iki mısraya akıyor. Buna bir okuyucu olarak tanık olmak çok anlamlı.

Shakespeare sonelerini besteleme tarzınız üzerine neler söylenebilir?

Alper Almelek: Shakespeare yalnızca yazdığı oyunlarla değil şiirleriyle de insanoğluna verdiği değeri derinlikle ifade etmiş sofistike bir yazar/şair. Sonelerine bakacak olursak hepsi yoğun duygularla yüklüler. Bir yandan insana has hisler, bir yandan doğa, bir yandan yaşlanmak, hepsi iç içe, kalp kalbe dizilmişler. Eğer Shakespeare, sonelerinin her bir mısrasında farklı hisleri ifade ediyorsa, müziğin de buna ayak uydurması gerektiğini düşündüm hep. O yüzden de soneler için farklı bir besteleme tarzı geliştirdim. Örneklerini de şimdiye kadar herhangi bir müzik çeşidinde görmedim. Sonede bulunan 4 cümleye karşılık ben de 4 farklı melodi besteliyorum. Yani genelde dünyanın pek çok müzik tarzında dinlendiği üzere A-B-A formatına göre (B nakarat) değil de, müziğin sürekli değiştiği A-B-C-D şeklinde bir yol izledim bestelerimde. Bir başka deyişle müziğin sürekli değişerek ilerlemesini sağladım. Bir tek son iki mısra şairin tüm hünerini, dehasını gösterdiği şiirin ana fikrini canlandırdığı bölüm olduğu için, ben de sonenin on üç ve on dördüncü mısralarını nakarat olarak kullandım ve soliste tekrar ettirdim. Melodinin sürekli değişmesi pek tabii ki parçanın öğrenilmesinin zorlaşmasına neden olsa da, bunun sonelerin doğasına çok uyduğunu düşünüyorum. Diğer yandan 17. yy. müziğini hiç araştırmamakla beraber, hissiyatım şudur ki, soneleri bestelemek için yarattığım melodilerin Shakespeare’in yaşadığı dönemin melodilerini çağrıştırdığını hayal ediyorum.

Bestelerin müzikal açılımı üzerinde de bir şeyler söylemek gerekirse, bu bağlamda neler kaydedilebilir?

Oğuz Kasap: Müzikal anlamda Alper’in besteleri için söylenecek bir kelime var: O da “samimi”. Hem de çok samimi. O samimiyet sizİ öyle içine alıyor ki bir defa bile şarkıyı dinleseniz bir bakmışsınız şarkıyı mırıldanıyorsunuz. Bu elbette aynı zamanda bestelerin çok ezgisel olmasının da bir sonucu. Yalın, sade ve yumuşacık ezgiler. Herhangi bir kaygı yok. Besteler üzerine çalışırken ilk zamanlar ben çok kaygılıydım. Hangi armonileri kullanmalıyım diye çok düşündüm. Denemeler yaptım. O dönemin müziklerini ve armoni anlayışını inceledim. Ama sonra Alper ile baktık ki zaten her bestenin kendine göre bir armonisi var. Hatta her bestenin bir karakteri var. Mesela bestelerde bir tempo aranamaz. Ama inanılmaz bir ritmi var. Yine ilk zamanlarda notaya alırken özellikle ilk 2 sonede o kadar zorlandım ki. Neredeyse metronom kullanacaktım. Ama sonra besteler beni içine aldı ve kendi ritmini hissettirdi. Tekrar bestelerin armonilerine gelirsek klasik bir armoni söz konusu. Yalın ve sade. Bir arayıştan uzak. Dinlemesi kolay ve zevkli. Ben de çalarken aynı öyle yapıyorum. Kendimi ezgiye ve tuşlara bırakıyorum. Sonrası mı? Sonrası geliyor zaten. Parça bitince hem bende hem Alper’de mutlu bir gülümseme kalmış oluyor yüzümüzde. İnanılmaz ama, her şarkı bitiminde öyle.

Bir piyano yorumcusu olarak neler hissediyorsunuz? Sizce piyano sonelerin yorumlanışına neler katıyor?

Oğuz Kasap: Piyano çalarken duygularım hep baskın. Hissedersem başka çalıyorum. Çünkü çok seviyorum çalmayı. Emprovize çalmak benim nefesim. Bu yönde oldu çalışmalarım Kanada’da. Saatlerce çalabilirim. Bir defa 2.5 saat hiç kalkmadan gözlerimi kapayarak çalmışım. Duyan hemen anlayabilir Oğuz’un çaldığını. Sert çalarken bile yumuşaklık oluyor. Piyanonun disiplinine çok inanıyorum. Emprovize çalarken bile o disiplinden taviz vermemek gerekiyor. Evet, serbestsiniz ama kuralları var. Bir otorite var. Ama emprovize çalmak en sevdiğim şey. Zaten Alper’in besteleri o kadar uygun ki benim piyanoma. Sanki ben çalayım diye bestelemiş. Duyar duymaz bunları ben çalmalıyım dedim zaten. Mesela Alper’in bestelerine intro düşünürken -ki aslına bakarsanız çok da düşünmüyorum- hemen çıkıyor tuşlardan, bambaşka bir hale giriyorum. Hemen kaydediyoruz, zaten çünkü ertesi gün hatırlama şansım düşük olabilir. Piyanoyu yumuşak ama zengin çalmayı seviyorum. Sadece piyano gibi değil sanki tüm müzik aletlerini çalar gibi. Ezgileri akorlarla zenginleştirmeye çalışıyorum çalarken. Ünisonlar kullanmayı seviyorum. Alper’in bestelerinde de çok kullanıyorum.

sh1

Besteler arasında, en başarılı bulduğunuz, sonenin söylemsel ruhunu çok çok iyi yansıttığını düşündüğünüz, özetle “çok daha özel” sayabileceğiniz bir beste söz konusu mu?

Oğuz Kasap: Elbette. Aslında besteleri ayırmak zor birbirlerinden. Gerçi ben besteci değilim ama piyano ile hayat veriyorum onlara. Kişisel olarak minör eserleri daha çok severim. Alper’in çoğu bestesi de minör. Bu benim daha da mutlu çalmamı sağlıyor. Fakat Sone 15 çok hoşuma gidiyor. Çalarken kendimi daha özgür hissediyorum. Ama bu demek değil ki Sone 15 diğerlerine kıyasla daha başarılı. Hayır. Mesela Sone 99 çok neşeli. Çok farklı. Ya da Sone 52. Çok güzel. Başta dediğim gibi hepsi çok güzel. Ama Sone 15’i biraz daha yakın tutuyorum kendime ve piyanoma.

Bundan sonraki hedefleriniz, geleceğe yönelik planlarınız neler?

Oğuz Kasap: Çok hedefimiz var. Türkiye’de konserler vermek. Sonra yurtdışında Shakespeare festivallerine katılmak. Bir albüm yapmak… Çok planlı gidiyoruz. Ama en önemlisi dostluğumuzu pekiştirmek. Benim için geleceğe dönük en önemli hedef bu. Çünkü biz sadece müzik yapmıyoruz. Mümkün olduğu kadar hayatın güzelliklerini birbirimizle paylaşmaya çalışıyoruz. Mesela ne zaman Alperlere gitsem Alper’in çocukları Ela ve Can ile vakit geçiriyoruz. Geleceğe dönük planımda Alper’in bestelerini çocuklarımız ile birlikte çalıp söylemek var.

Alper Almelek: Öncelikle 2016 yılı Shakespeare’in 400. ölüm yıldönümü. Bu yüzden dünyanın çeşitli yerlerinde Shakespeare ile ilgili performanslar düzenlenecek. Ayrıca dünyanın birçok ülkesinde ortalama senede yüzün üzerinde Shakespeare festivalleri düzenleniyor. Sonelerle ilgili hayalimiz bu festivallerin bazılarına katılıp performanslar sergilemek. Biz bu projeyi eğitim ve müziğin bir arada olduğu bir paylaşım olarak görüyoruz. Amacımız Türkiye’ye ve dünyaya sonelerin ne kadar değerli olduğunu, hem tarihsel ve şiirsel bilgilerle anlatmak, hem de melodik olarak ifade etmek. Bir nevi müzikal şiir dinletisi yapmak istiyoruz. Bunun için de Shakespeare festivallerine katılma fikri bizi çok heyecanlandırıyor. Ayrıca ileriki zamanlardaki bir başka projemiz de bestelemiş olduğum Ömer Hayyam’ın rubailerini bu sefer klasik Türk musikisi formatında seslendirmek. O da bize bambaşka ortamlara girmeyi ve farklı hisleri yaşamayı ve yaşatmayı sağlayacak.

Bu içten söyleşi için, her ikinize de ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Nice konserlerde buluşmak dileği ile…

Blogger Not: Bu söyleşi, bir süre editörlüğünü yaptığım klasik müzik kültürü dergisi Neo Filarmoni için yapılmıştır. Blogumun sayfalarından sizlerle de paylaşmaktan sevinç duyuyorum.